İngiltere'de Doktorluk Rehberi
22 Şubat 2017 · 85 dakikalık okuma

Son güncelleme: 29 Kasım 2020

Google Docs linki (Paylaşmaya çekinmeyin): https://docs.google.com/document/d/1JRiy9oSvxwoKryVFSCL7QNlL5771Kf4647kW5VOKQ9s/pub

Not: Rehberin en güncel hali blogdaki, Google Docs’u her zaman güncelleyemiyorum.

İÇİNDEKİLER

(linklere tıklarsanız doğrudan başlığın olduğu yere gidiyor, sırayla gitmeniz şart değil):

  1. Kullanım kılavuzu ve uyarılar
  2. Faydalı diğer kaynaklar (en önemli kısım, çok değerli kaynaklar! Hepsine bakın)
  3. Genel olarak İngiltere’de doktorluğa bakış
  4. Sınavlar
  5. Denklik (registration) başvurusu
  6. İş bulma
  7. Vize
  8. İngiltere’de uzmanlık sistemi
  9. Kişisel deneyimim/denklik ve işe girme sürecim
  10. İngiltere’de yaşam
  11. Maaşlar ve alım gücü
  12. Malpraktis mevzuları - Hadiza Bawa Garba vakası ile ilgili özet
  13. Psikiyatri uzmanlığı

1. Kullanım kılavuzu ve uyarılar

Elbette bunların hepsi benim deneyimime özgü ve herkesin durumu farklı olabilir. Bazı şeyler değişmiş bile olabilir. Bu belge bana sorular geldikçe her seferinde aynı şeyleri yazmak yerine bi yere kaydetmeye başladıkça gelişti, zamanla fırsat buldukça ekleyip geliştirdim.

Buradaki ve diğer yazdığım bütün rehberlerdeki bilgilerin doğruluğunu resmi kaynaklardan teyit etmek sizin sorumluluğunuzdur, ben naçizane yol gösterebilmek için kendi kısıtlı bilgi ve deneyimimi aktardım. Ayrıca bu ve benzeri belgeleri okuma işini abartıp olayı procastination malzemesi yapıp yapmamak da sizin sorumluluğunuzdur, ama böyle bir şeye sebep olmamak için uyarıyorum, dikkat procastination yapabilir! :) Sistemi anlamak önemli olsa da şu an çok önemli olmayan detaylara fazla takılmamakta fayda var diye düşünüyorum. İlk başta çok fazla yeni bilgi ve kavram olduğu için bunaltıcı gelme ihtimalinin farkındayım, ondan hazmederek gidilmesi faydalı diye düşünüyorum. Buradaki tıp sistemini anlama süreci tıbba yeni başlama sürecine benziyor. Yeni bir sürü terimler, başta anlaması zor meseleler vs. Zamanla oturuyor çoğu ama bitmeyen bir öğrenme süreci ama bir günde doktor olamadığımız gibi bu işte de bir günde uzman olmaya çalışmaya gerek yok. Şimdilik önümüzdeki yakın gelecekteki hedeflere daha çok ağırlık vermek daha mantıklı geliyor bana. Dolayısıyla tüm rehberi tek seferde okumanıza/öğrenmenize gerek yok, eğer zaten gelme kararınızı verdiyseniz hep sadece bir sonraki aşamayı dert edin. Ama hem her şeyi içeren bir rehber olsun hem de genel bir fikir verip kararınızı kolaylaştırmasını istediğim için her şeyden bahsetmeye çalıştım.

Bir de bu rehberi hazırlamaktaki amacım ülkeyi doktorlarından etmek filan değil tabi, yanlış anlaşılmasın. Ama bir sebepten bir süreliğine de olsa buraya gelip çalışmayı düşünen varsa yol göstermek istedim. Zira kendim bu sürece başladığımda burada hiç Türk doktor tanımıyordum ve nereden başlayacağımı bilemiyor, Türkiye veya Avrupa dışı ülkelerden buraya gelmenin mümkün ya da mantıklı olduğunu bile bilmiyordum. Bu yüzden ben çektim siz çekmeyin istedim :)

Bu arada belgeye ara ara güncellemeler yapıyorum ama bu her şey güncel ve doğru demek değil :) Önemli olduğu için tekrarlıyorum: Her okuduğunuzu kendi süzgecinizden geçirmeyi unutmayın! Ben de bir faniyim, kurum vs değilim, bir iddiam yok, sadece kendimce bir yardım çabası. Bir de yer yer tarzanca Türkçesi için özür dilerim. Biraz buradaki kavramlarla bahsetmenin faydalı olacağını düşündüğüm için, biraz da sanırım benim Türkçem artık hafiften bozulduğu için (bazı kavramları sürekli İngilizce kullanmaktan dolayı ilk aklıma öyle geldiği için) öyle oldu, ara ara düzeltmeye çalışıyorum zaman oldukça.

Hatalarım için şimdiden affola.

28 Ağustos 2018 eklemesi

Bu rehber ve Turkish doctors in the UK grubu popülerleştikçe bana baya bi soru gelmeye başladı (planlayarak, isteyerek olmadı bu durum, bunu yazarken bu kadar çok yayılacağını hesaba katmamıştım doğrusu). Yardımcı olmayı istiyorum ama baş edemeyeceğim bir noktaya gelmeye başlayınca bu uyarıyı yapmak durumunda kaldım:

Uzun okumak istemeyenler için özetle, bana veya başkalarına soru sormadan önce bunun cevabını kendiniz bulmak için harcayacağınız çaba -ve sonucunda çok daha kapsamlı ve sağlam bilgi edinme bonusu- ile, sorarak başkasına yaratacağınız külfeti bir teraziye koyup bakmanızı rica ediyorum naçizane.

İngiltere’de doktorluk konusunda tavsiye vermek benim gelir elde ettiğim ya da bana bir getirisi olsun, meşhur olayım filan diye yaptığım bir iş değil, elimden geldiğince gönüllü bir yardım etme çabası. Hal böyle olunca her gelen soruya yetişmek, her görüşmek isteyenle görüşmek gibi bir zamanım yok, öyle bir sözüm ya da sorumluluğum da yok bence. Benim de kendi hayatım var malum :)

Sağolsun bana soru soranlar genelde en azından bir şeyler okumuş ve orada bulamadığı spesifik bir soruyu soruyor ancak sorulan soruların da çoğu buradaki kaynaklardan veya kısa bir Google aramasıyla elde edilecek tarzda oluyor. Elbette herkes kolayını istiyor, anlıyorum, özellikle devrimizin bir yan etkisi, yalnız bu kolaylık kendimiz çabalamak yerine başkasının bizim yerine çabalamasını istemeye dönüşmemeli bence. Benim hemen yazabileceğim bir şeyi 3 gün araştırın da demiyorum, zaten makul sorulara elimden geldiğince cevap veriyorum. Ama bazen benim sizin yerinize 3 günlük araştırma yapmam gereken sorular gelebiliyor :) Tabi beni bu konuda uzman sanmanızdan da kaynaklanıyor sanırım, özellikle uzmanlık denkliği konusunda çok az bilgim var zira işim olmadı, örneğin o konuda yardımcı olamıyorum veya hiç ilgimi çekmemiş bir bölümün uzmanlığı hakkında vs.

Bu belgedeki bence en önemli bölüm, ‘Faydalı diğer kaynaklar’ bölümü. Lütfen oradaki kaynakları iyice inceleyin, orada çoğu sorunuza yanıt bulacaksınız ve benim size mesajla yazacağım cevaplardan çok daha kapsamlı ve faydalı olacaktır.

Bu uyarının bi amacı da, cevap vermediysem sebebinin burada yazdıklarım olduğunu bilmeniz. Ya zamanım yoktur, ya yardımcı olamayacağım bir konudur ya da zaten kolayca bulabileceğinize inandığım. Zaman olursa kaynağa yönlendirmeye çalışıyorum ama herkese uzun uzun cevap verme şansım yok.

Eğer gerçekten arayıp uğraşıp bulamadıysanız, emin olamadıysanız, önce gruplarda arayın, sonra sorun. Zira ben de uzman değilim her konuda, her şeyi bilemiyorum. Özellikle Turkish doctors in the UK ve IMGs in the UK https://www.facebook.com/groups/IMGs.in.the.UK/ çok güzel gruplar bu konuda. Bilmeyenler için, gruplar içinde anahtar sözcükle aramak için bir yer oluyor, bilgisayarda açarsanız sol sütunda, telefonda açarsanız tepede hemen grup fotoğrafının altında. Bulamadıysanız bunu da Google’a ‘how to search in a facebook group’ diye yazıp bulabilirsiniz :)

Gruba sorarsanız hem tüm sorular hep bana gelmiş olmaz zamanı olan isteyen cevap verir. Ayrıca genelde pek çok kişi benzer şeyleri merak ettiği için başkaları da faydalanır ve zamanla bu grup pek çok soruyu içeren yararlı bir kaynak haline gelir, gruba bile sormadan grup içinde aramayla cevabınıza erişebilirsiniz. Zaten İngilizceniz yeterince iyiyse (değilse de İngiltere’ye gelmeye çalışıyorsanız biraz geliştirmeniz için de faydası olur) ve Türkiye’ye spesifik bir soru değilse, aklınıza gelecek soruların çoğu daha geniş yabancı gruplarda ya da http://omarsguidelines.blogspot.com/ veya https://naseersjourney.com/ gibi bloglarda cevaplanmış durumda, sadece birazcık aramayla bulunuyor. Bazen bana gelen sorulara da ben de buralardan arayıp cevap buluyorum.

Umarım amacım yanlış anlaşılmaz ve kırıcı olmadan derdimi anlatmayı başarabilmişimdir. Mümkün olsa nazik ve güzel yorum ve teşekkürlerinize uzun uzun cevap vermek, her yazanla uzun uzun muhabbet etmek isterdim. Sadece soru sormadan önce kolaya kaçmadan biraz düşünmenizi rica ediyorum, zira hepimizin zamanı değerli, ben de tek bir insanım ve 24 saatim var günde herkes gibi :)

UK’deki doktorlukla ilgili terimler ve kavramlar

Buradaki terimler daha çok UK’de doktor olarak çalışmaya başlayınca lazım olacak kavramlar ama sistemden bahsederken de bunlara değindiğim için bilmenizde yarar var. Terimleri öğrenirken de sistem hakkında da bilgi edinmiş olacaksınız aslında. Benim hepsini kavramam baya bir süre aldı zira böyle bir şeyin varlığı ve bu terimleri önceden araştırıp öğrenmek bile aklıma gelmemişti, yeri geldikçe çile çeke çeke öğrendim :)

Ama bu kısmı isterseniz sonraya da bırakabilirsiniz zira bazıları çalışmaya başlamadan çok ihtiyacınız olacak şeyler değil.

Her şeyde olduğu gibi bu konuda da Ömer’in baya iyi bir yazısı var zaten, mutlaka okuyun zira çok daha fazlası var:

http://omarsguidelines.blogspot.com/2017/07/common-terms-used-in-nhs-img-may-not-be.html

Ben de belki Ömer’in açıklamalarına rağmen bir de Türkçe karşılığı da duyulsa iyi olacağını düşündüğüm birkaç şeyi aşağıda açıkladım.

Not: Her konuda resmi guideline’ları ve resmi bilgi kaynaklarını takip etmenizi öneririm, benim verdiğim tıbbi bilgi ile iş yapmayınız, sorumluluk kabul edilmez.

Handover: hastayı devretme

Cannula : damar yolu

“To bleed a patient”: kan almanın doktorlar arasında en çok kullanılan söyleme şekli

TTO = To take out = discharge summary: Epikriz. Hasta giderken yazılan özet. Çömez doktorlarin en önemli işi :) Bu summary GP’ye de gidiyor. Discharge ilaçlarını genelde pharmacistler ayarliyor ama bazen saçma saatlerde acil discharge olursa ilaçlara kendin karar vermen gerekebiliyor, ama mutlaka son aşamada da olsa nöbetçi eczacı kontrol ediyor.

Clerking

Bir hasta hastaneye yatırılmadan önce alınan ayrıntılı öykü alma, muayene yapma ve ilk gereken tedavisini, testlerini vs planlayıp ayarlama işine deniyor.

Take:

Acilden dahiliyeye yatış için yönlendirilen hastaların yatışında sorumlu olma nöbetine verilen ad. Gün boyu clerking yapılıyor yani.

Lacking capacity: Hastanın karar verme yetkisine sahip olmama durumu. Ama genelde spesifik bir konuda karar vermeye kapasitesi olup olmadığı ölçülmeli. Yani hasta örneğin eve taburcu olma zamanı ile ilgili karar veremeyebilir ama yemeğini seçme ya da başka bir konuda karar verme yetkisi olduğu düşünülebilir. Çok sık karşılaşılan bir mevzu. Hangi bölümde çalışsanız burada consent mevzuları çok yaygın olduğu için ve özellikle de yaşlı, demanslı hasta çok olduğu ve ekseriyetle self discharge etmeye çalıştıkları için nöbet sırasında kendi başınıza hastanın kapasitesini değerlendirip çıkmaya hakkı var mı değerlendirmeniz gerekiyor. UK’deki bir kültür farkı da hasta kapasitesi olsa bile taburcu olmak isterse tüm riskleri anladığına emin olmanız (“riskleri biliyo musun?” diyerek değil, gerçekten tek tek üzerinden geçerek) ve kalması için elinizden gelen tüm ikna ve tatlılığı kullandığınıza emin olmanız ve bunu çok net bir şekilde dökümente etmeniz şart. Türkiye’deki gibi kağıdı imzalatıp sorumluluktan kurtulma diye bir şey yok :) Bence doğrusu da bu. Şaşırtıcı şekilde taburcu olmak isteyen hastalardan ikna ile kalmayan çok az gördüm yani işe yarıyor.

Kapasite nasıl ölçülür konusunda güzel bir kaynak:

https://www.medicalprotection.org/uk/articles/assessing-capacity

NEWS Score: National Early Warning Score https://www.rcplondon.ac.uk/projects/outputs/national-early-warning-score-news-2

Hastanın vitallerinden hesaplanan bir skorlama. Türkiye’de pek çalışmadığım için bu tarz bir skorlama kullanılıyor mu bilmiyorum açıkçası, cahilliğime verin. UK’de her hastanın bu NEWS skoru belli bir sıklıkta hemşireler tarafından vitalleri alınınca hesaplanır, yüksekse size haber verirler. Bu konuda her trust (hastane grubu)nun farklı guildelineları olabilir ama bi fikir vermesi açısından şu linkte kaç puan olursa ne yapmak lazım olduğunu belirtiyor:

https://www.rcplondon.ac.uk/file/9435/download?token=Y4qHO-x8 ,

Tabi hastanın diğer backgroundu, NEWS skorunun trendi ve içeriği vs de çok önemli.

I-mobile: King’s College Hospital’da adı buydu, başka trust/hastanelerde başka benzer adlarda olabilir, hiç olmayabilir. Hasta kötü durumdaysa aranan ve uygun görürlerse hemen yardıma gelen, yine uygun görürlerse yoğun bakıma alma kararı veren ekip. Aslında bunlar zaten yoğun bakım ve anestezi asistan, uzman ve hemşireleri. Önce hemşiresi geliyor sonra gerekirse registrar, çok kompleks hasta ve kararsa consultant. Kelimenin tam anlamıyla hayat kurtarıcı, hem sizin hem hastaların :) Gerekirse aramaktan çekinmeyin.

Ceiling of care: Hasta kötüleşirse yapılabileceklerin en üst sınırına deniyor. Örneğin ward based care mi ITU (buradaki yoğun bakının adı)’ya mı gidecek vs

Escalation plan de benzer bir kavram ceiling of care’e. Hastanın Escalation plan’ı var mı demek resuscitation statusuna karar verilip gerekli dökümantasyon ve belgeler halledildi mi demek.

DNAR: Do Not Resuscitate. UK’de her yatan hastanın baştan bu durumuna karar verip sisteme girmeniz gerekiyor. Genç, sağlıklı ve basit bir şeyle yatmış hastaya sormanız şart değil, direk For resuscitation koyabilirsiniz ama ileri yaşta bir sürü komorbiditesi olan hastaya sormadan For resuscitation demek çok yanlış burada. Sormadan DNAR koymak da tabi.

Kararı doktor verir ama kapasitesi varsa hastaya, yoksa aileye bildirmek ve görüşlerini dinlemek ve tabi bunu dokümante etmek şart.

Ve tabi DNAR bir şey yapmayalım demek kesinlikle değil, hatta peri arrest ve tabi ki hele arrest olmasını engellemek çok daha önemli bir hale geliyor zira kalbi durursa başka bir şey yapamıyoruz.

Bir de DNAR’in seviyeleri var.

DNAR Level 1: Sadece ward based care yani yoğun bakıma bile gidemez, serviste ne kadar tedavi sağlanabiliyorsa o kadar. Bunun da alt başlıkları olup tek tek seçilebiliyor.

DNAR Level 2: ITU’ya gidebilen hasta.

Kim DNAR olur kim Level 1 kim Level 2 olur vs durumları deneyimle edinilen bir şey. Türkiye’den farklı olduğu kadar aynı zamanda çalıştığınız hocaya vs de bağlı. Biraz göreceli bir kavram olduğu için çok keskin çizgiler yok ama başlarda sora sora göre göre kim uygun kim değil anlıyorsunuz. Bu konuyu hastayla konuşmak da ayrı bir sanat.

Bu konuda güzel bir kaynak:

Decisions relating to cardiopulmonary resuscitation - https://www.resus.org.uk/EasySiteWeb/GatewayLink.aspx?alId=838

OD: once a day

BD: twice a day

TDS: three times a day

QDS: four times a day

POC: package of care - eve gelen hasta bakıcı. Bu da BD, TDS, QDS filan oluyo genelde. Günde birkaç kez ugrayip ilaçlarını veriyorlar, gerekirse yataktan sandalyeye filan geciriyorlar, lazım bişi varsa yapıyorlar. Sosyal hizmetler sisteminin bir hizmeti, kimini devlet ödüyor kiminde hasta duruma göre.

PT OT : Physiotherapy and Occupational Therapy. Genelde beraber çalışıyorlar, ayrımlarından pek emin değilim. (Aslında ayrı meslekler ama beraber çok sık kullanılıyor, ama PT nerde ÖT nerde gibi ayrı ayrı da kullanılıyor)

Physiotherapy (PT)- Daha çok mobilite işlerine bakıyor, hasta baseline mobilitesinde mi değil mi diye değerlendiriyorlar, değilse ona göre egzersiz, evine ekipman filan ayarlıyorlar.

Occupational Therapy (OT) - Hastanın ev durumunu kendisine uygun mu, bakıcı (POC) lazım mı ya da bir süre bed based rehab denilen geçici huzurevi tarzı yerde biraz daha yoğun gözetimde fizyoterapi vs alması, yardımla yürütülmesi filan gerekiyorsa o kararları alıp ayarlıyorlar. Ev içinde merdiven çıkması gerekiyor ama çıkamıyorsa eve stairlift yapılması ya da tuvaletin alt kata yapılması, tuvalet yerine commode denilen büyükler için oturak gibi alet, hoist denilen hastanın oturduğu yerden ayağa kalkmasına yardımcı olan alet, yatak yarası varsa hava yatağı vs tarzı ekipmanları ayarlıyorlar. Hastalar tıbben taburcu olmaya uygunsa bile bunlar ayarlanmadan gidemiyor.

Bazen de evsiz hastalar olabiliyor, olay tamamen sosyal bi durumsa social worker denilen insanlar gelip bu işleri hallediyor. Safeguarding denilen hastanın evde bakıcı ya da beraber yaşadığı insanlar tarafından abuse edilmesi gibi durumlar varsa da buna social workerlar bakıyor.

Neredeyse her şeyin bi özel ekibi var. Her hastane aynı olmayabilir ve anca o hastanede biraz çalışınca orda ne tarz ekipler var öğreniliyor ama birçok yerde benzerleri vardır tahminim. Özellikle CNS denilen Clinical Nurse Specialist kavramı çok yaygın. Belli alanla uzmanlaşmış hemşireler. Örneğin ACS CNS diye bir kişi var, Acute Coroner Sendrom şüphelendiğiniz hastayı onlara yönlendiriyorsunuz, onlar hastayı değerlendirip konsültanlarına danışıp size planları söylüyor.

Sonra psikiyatrinin de Psychiatry Liasion Nurse diye bir ekibi var, acilde intihar riski olan acil psikiyatrinin görmesi gereken bir hasta varsa onlar görüyor.

Psychiatry Liasion psikiyatrinin, hastanede yatan diğer bölümlerdeki tıbbi hastalara pskiyatri konsültasyonuna giden bölümüne verilen isim. Diğer bölümlere danışmanlık yaptığı için adı bu.

Trust (Hastaneler grubu): Bizde olmadığı için ve direk çevirisi olmadığı için anlaması zor bir kavram. Örneğin Guys and St Thomas (GSTT) - tam adıyla NHS Foundation Trust, bir trust. Ama biri London Bridge biri de Westminster’da iki ayrı hastanesi var. Ama bu iki hastane (daha fazla da olabilir) kollektif olarak GSTT Trust’ı olarak anılıyor ve bu iki hastane de aynı trusta ait oldukları için ortak guideline vs kullanıyor, traineeler (resmi training gören doktorlar) filan bi rotasyonu Trust’ın bi hastanesinde diğerini öbüründe yapabiliyor.

Deanery: Bu iyice kafa karıştıran bi kavram, trustin daha da büyüğü, belli bir bölgedeki trustların bir araya gelip oluşturdukları küme. Özellikle training işlerinde başvurular spesifik hastane veya trustlara değil, deanary’ye yapılmak zorunda, dolayısıyla o deanery içinde sonra hastane hastane geziliyor her rotasyonda.

F1: Foundation year 1: Bizdeki intörnlük gibi ama bunlarda mezun olduktan sonra ve maaşlı oluyor. 1 sene. Ben trust grade yani gayri resmi olarak 8 ay yaptım ilk deneyim olarak (intörnlük sonrası çalışma deneyimim pek olmadığı için).

F2: Foundation year 2: İntörnlük sonrası ilk sene, ama yabancı doktorlar için zorunlu değil, en az 3 ay SHO seviyesinde çalıştıktan sonra alternative evidence for Foundation competency imzalatmak yeterli, ingilizler gibi 1 sene bunu yapmamız gerekmiyor, ama isterseniz resmi veya gayri resmi versiyonunu yapabilirsiniz.

CMT: Core Medical Training (Artık IMT - Internal Medical Training deniyor): F1 ve F2 bittikten sonra yapılan, 3 senelik, 4/6 ayda bir farklı rotasyona geçilen, pek çok dahili specialty trainingi için (ama sadece dahiliye değil, örneğin nöroloji, derma, enfeksiyon vs için de) yapılması gereken resmi training kısmı. Bundan sonraki aşama registrarlık yani specialty training. GP olacaksanız buna gerek olmadan direk F2’den sonra GP training’e geçiliyor.

SHO: Senior House Officer: İntörnlüğünü yapmış, ama henüz registrar olmamış, bir nevi çömez asistan. Ama 1 yıldan 6 yıla kadar deneyimi olan versiyonları olabilir. F2 da CMT de bir tür SHO. Trust grade iseniz JCFler de genelde SHO oluyor.

Registrar: SHOdan sonra, konsultan(uzman)dan önceki aşama, specialty training yapan veya onun seviyesinde ama trust grade registrarlık yapan kişi. 4-5 senelik bir eğitim oluyor, genelde F2 + CMT bitirmiş oluyor.

JCF (Junior clinical fellow): Bir çeşit trust grade SHO.

Trust grade: Resmi trainingde değilseniz ve normal kat doktoru denen sözleşmeli çalışıyorsanız bu ad veriliyor. Genelde JCF adı da veriliyor buna, JCF bir tür trust grade bir iş. Yalnız pratikte genelde resmi traininglerle aynı eğitim olanakları sunuluyor, sadece asistanlık olarak geçerliliği yok.

Resmi training: senede bir kez, resmi ve ulusal şekilde başvurulan, girmesi yabancılar için bir tık daha zor olan, belli sistematik kuralları ve yerleştirme sistemi olan, F2, CMT, GP training, specialty training gibi işler. Muhtemelen ilk işiniz bu şekilde olmayacak.

Bleep (hem isim hem fiil olarak kullanılıyor): Çağrı cihazı. Çok eski bir teknoloji, 3310 gibi duruyor. Pille çalışıyor. Temel fonksiyonu biri sizi telefondan çaldırınca hangi numaradan aradığını göstermesi ve bu sırada çok sınır bozucu şekilde ötmesi :) Bir de kardiak arrestleri duyurması. O kişiyi bundan arayamıyorsunuz, bi telefon bulup o numaradan hemen geri aramanız lazım o kişi sizi aradığı telefonun önünde beklerken. Herkesin genelde 3-4 haneli bir bleep numarası oluyor. Nöbetçi numaraları, danışılacak kişilerin numaraları sabit. Bu sayede bir yerde locum bile çalışsanız ilk gününüz de olsa ‘Kardiyoloğun cep numarası ne ki acaba?’ diye bir derdiniz olmuyor. Herkes ulaşmak ve herkesin size ulaşması bir nevi kolaylaşıyor ve ulaşılamama bahaneniz kalmıyor gibi bir şey :) Pili bir ay filan gittiği için şarj problemi de olmuyor. Bunlara switchboard denilen danışmadan ya da hastanenin intranetinden veya induction app denen gayriresmi uygulamadan ulaşabiliyorsunuz. Başka hastaneden, ya da cep telefonunuzdan filan da arayabiliyorsunuz, o durumda daha onlar hatta beklerken cevap vermeniz lazım, ya da onlar ses kaydı bırakabiliyor. Çekim gücü çok yüksek, benimki hastaneye 1 saat yürüme mesafesindeki evimden duyuluyordu, eve götürürseniz pilini çıkarmayı unutmayın :) Herkesin gündüz bi kendi bleepi oluyor (size özel bi numara, dökümantasyonlarınıza yazdığınız için ya da çalıştığınız servisteki sizi bilen insanların bildiği bir numara) bir de nöbet bleepini veriyorlar nöbetçiyken - sabit herkesçe ezbere bilenen bir numara. Bu alete sizin yüzünüzden bir şey olursa ödemeden sizi sorumlu tutabilirler, 300£ imiş bu kuluşturluğüne rağmen. Pili biterse veriyor switchboard :)

Bunun alternatifi, wifi telefon dedikleri, kablosuz ‘ev telefonu’ gibi hantal bir eski tarz telefon da verebiliyorlar önemli görevdeki kişilere. Örneğin imobile, nöbetçi registrarlar vs.

BNF: British National Formulary. Vademecum. Telefonunuza indirmeniz whatsapp kadar elzem olan bir uygulama. Emin değilseniz buradan bakma kültürü tavsiyenin de ötesinde zorunluluk seviyesinde.

Induction app: Diğer bir mutlak gerekli olan telefon uygulamasi. Pek çok hastanenin directory’si var. Kendi çalıştığınız hastaneyi seçiyorsunuz, sonra ne zaman bi yeri aramak/bleeplemek gerekse burdan hemen numarasini hızlıca öğrenebiliyorsunuz (alternatifi bilgisayarda kötü bir arama sisteminde o numarayı bulmaya çalışmak ya da switchboard (santral)ı aramak ama güvenin bana en hızlısı bu, zaten herkes bunu kullaniyor)

Switchboard: Santal/operator. Hastaneyi arayanların ilk bağlandığı numara. Bazen hocalara ulaşmak için bunları arayıp bana filan hocayı bağlayın demek gerekiyor (her hoca numarasını vermiyor, onların bleepi olmuyor genelde). Veya bir sebepten numarasını bulamadığınız bir bölüm için yardımcı oluyorlar.

Doctor’s mess: Doktorların ara verdiklerinde (genellikle öğle arası) ya da nöbetlerde beraber oturup yemek yiyebilecekleri, oturup sohbet edecekleri ortam. Genelde bir aylık ücreti olur ve onu öderseniz kartınız orayı açabilir. Birkaç koltuk, çay kahve, atıştırmalık, mikrodalga vs içeren mutfak gibi bir yer olur, TV olur. UK’de hastanelerde koltuklu yataklı filan doktor odası diye bir kavram olmadığı için nöbetlerde yatılabilecek tek yer burası oluyor, o da çok sınırlı. Zaten Büşra - İngiltere’de doktorluk SWOT Analizi (Avantajlar Dezavantajlar) https://docs.google.com/document/d/1wn4Lziv2WjGEWk24lJi5Ip9NchP114kEyxtRmmmBHeI/edit rehberimde bahsettiğim gibi burada gece nöbetlerinde uyumaya nadiren zaman oluyor ve nöbetler 12 saat olduğu için ertesi gün eve gidecek olunca nöbette uyuma kavramı Türkiye’deki kadar normal ve yaygın değil. Biraz yadırganabiliyor da.

2. Faydalı diğer kaynaklar (en önemli kısım, çok değerli kaynaklar! Hepsine bakın)

İngiltere’de doktor olmakla ilgili aşamalar için edinilecek en temel bilgi kaynakları:

Websiteleri

Büşra’dan diğer kaynaklar

Bloglar

İngiltere’de doktorluğa dair neredeyse her bilgiyi bulabileceğiniz çok çok önemli ve faydalı bloglar. Sadece sınavlar değil denklik ve sonrası için de ayrıca İngiltere’de yaşamla da ilgili pek çok faydalı bilgiler var. Aklınıza ne soru geliyorsa önce bir buraya bakın:

Facebook ve WhatsApp grupları

  1. Turkish Doctors in the UK (İngiltere’deki Türk Doktorlar) Facebook grubu https://www.facebook.com/groups/336132046801683/?fref=nf (benzer pek çok daha kaynak ve bilgiyi bulabileceğiniz) PINNED POSTA VE FILES KISMINA BAKIN (TÜM KAYNAKLAR ORADA LİSTELENMİŞ):

  2. Bir de birkaç Whatsapp grubu var, epey üyesi var.

  3. IMGs in the UK Facebook grubu - https://m.facebook.com/groups/1410166795683024?multi_permalinks=1609792662387102&notif_t=group_activity&notif_id=1499870997942560&ref=m_notif

    Bu yukardaki Omar Alam Facebook’ta IMGs (international medical graduate) in the UK diye de bi grup kurdu, daha çok iş bulduktan sonraki şeylere yönelik, ama bloguna yeni bir şey ekledikçe burada haber veriyor, burada IMGler buluşması filan ayarlıyorlar, yine de üye olup orada geçen muhabbetleri takip etmenizde fayda var, insanlar çalışmaya başladıktan sonra nelerle uğraşıyor neleri dert ediyor vs görmüş olursunuz. Ayrıca tüm bu ve benzeri facebook gruplarında, takip edince göreceğiniz gibi aklınıza takılan her soruyu sorabilirsiniz ve çoğunlukla bir cevap alırsınız. Ayrıca files bölümünde de yararlı bilgiler oluyor.

    Bu grubun files kısmında yararlı blogların ve kaynakların bir listesi var: https://www.facebook.com/notes/imgs-in-the-uk/useful-blogs-and-guidelines/1410182152348155/guidelines/1410182152348155/")

  4. PLAB facebook grubu - https://www.facebook.com/groups/doctor.plab/

    Bu sistemle ilgili bildiğim çoğu şeyi bu gruptan öğrendim. Buranın dosyalar bölümünde sınav için gerekli her türlü kaynak bedava var. Ayrıca sınavları geçen insanlar tecrübelerini de oraya yazıyor. Binlerce doktor birbirine bu konuda destek oluyor ve bir sorunuz varsa oraya yazınca mutlaka bir cevap alırsınız. Ayrıca sınavlara çalışırken oradan bulunan insanlarla Whatsapp’tan filan çalışma grubu oluşturmak da çok yaygın bir şey ve bence çok işe yarıyor. Sadece sınav çalışma için değil, beraber doğru kaynakları derleyip toparlamak, birbirini motive etmek, bilgi paylaşımı vs için de çok önemli.

  5. PLAB2 and GMC registration facebook grubu - https://www.facebook.com/groups/947364591943574/

  6. Grup değil ama kişi Ehtasham Junaid - https://www.facebook.com/ehtasham.junaid

    Yine yabancı bir doktor olup şu an Radyoloji alanında uzmanlık yapan bir doktor (Ehtasham Junaid) çok faydalı videolar hazırlayarak İngiltere’de uzmanlık aşamaları hakkında çok sorulan sorulara cevap veriyor. Bunları Facebook sayfasında yayımlıyor. Sorulara da genellikle cevap vermeye çalışıyor.

  7. Pakistan’dan gelen bir IMG olan ve şu anda İngiltere’de Psikiyatri uzmanı olarak çalışan Dr Raja Adnan Ahmed‘in pek çok faydalı kaynağı var. Psikiyatri dışındaki alanlarla ilgili de kaynak, içerik ve videoları mevcut (diğer bölümlerde çalışan IMG’lar ile işbirliği ile hazırladığı). Sorulara da cevap veriyor.

    Kendisinin kurduğu Psychiatry Training in UK Facebook grubu:

    https://www.facebook.com/groups/2136777243223239/

    Websitesi https://psychiatry-training.com/

    Özellikle bu kısım çok faydalı, örneğin uzman olarak gelme, CESR, MTI meseleleri var.

    https://psychiatry-training.com/category/experiences/

    Facebook sayfası (Burada videolar da mevcut)

    https://www.facebook.com/pg/drrajaadnan/videos/?ref=page_internal

    Örneğin Psikiyatri’de MTI ile uzmanlığa başlama üzerine: https://www.facebook.com/watch/?v=561218754772872

Diğer faydalı rehber, döküman ve web sayfaları

  1. Jenni Tapanila’nın yaptığı örnek UK’de geçim masrafı senaryoları (çok faydalı ve gerçekçi olduğunu düşünüyorum) - https://docs.google.com/spreadsheets/d/1d2hY_nm7NOyHJybwt0U8uTuORl9XtFXC8nVn0oYzxxs/edit?usp=sharing

  2. GMC Good Medical Practice

    Buradaki etik kurallar vs konusunda fikir vermesi açısından GMC Good Medical Practice’i şimdiden okumanızı şiddetle öneririm - https://www.gmc-uk.org/ethical-guidance/ethical-guidance-for-doctors/good-medical-practice

  3. UK’de doktor olarak çalışırken nasıl bir etik anlayış beklediklerini anlamak için çok faydalı olan, normalde Foundation Programa girebilmek için geçilmesi gereken sınav örneği - http://sjt.foundationprogramme.nhs.uk/

  4. Medical İnsurance şirketlerinin sitelerinden UK malpraktis vaka örnekleri var. http://www.medicalprotection.org/world/education-publications/case-reports

  5. BMA’dan ‘A year in the life of a junior doctor’ https://www.bma.org.uk/features/yearinthelife/

  6. İngiltere’de uzmanlık aşamalarını açıklayan çok güzel bi rehber Postgraduate-Medical-Training-in-the-UK.pdf - https://drive.google.com/file/d/0BydgNhZNptX5VWUwVUFiamRfaW8/view?usp=sharing

    Blog linki de var aynısının - https://varthika23.wordpress.com/postgraduatemedicaltrainingintheuk/

  7. Kitap önerisi: Adam Kay - This is going to hurt - http://www.thisisgoingtohurt.co.uk/

    İngiltere’de 10 yıl doktor olarak çalışmış, Kadın doğum konsultanı (uzmanı) olmasına ramak kala yaşadığı bir olaydan etkilenerek doktorluğu bırakan bir doktorun, çalışırken aldığı notlardan derlediği kitabı ‘This is going to Hurt’. Tabi ki biraz daha eski zamanlarda geçiyor -çok da eski olmasa ve çok şey hala aynı olsa da- ve onun çalıştığı hastanelerle bölümlerle ve kendi görüşleri ile beslenmiş vs ama ben yine de yaşadıklarımla ve hissettiklerimle çok paralellik gördüm. Bence NHS koşullarına ve genel olarak doktorluğa gayet gerçekçi bir bakış açısı. Ben şahsen çok sevdim, fayda gördüm, yalnız olmadığımı hissettim, mesleğin hem güzel hem zor yönlerini samimi bir şekilde ve bazen belki herkesin kaldıramayabileceği bir dürüstlük ve çarpıcılık seviyesinde anlatmış. Yazı dili de çok akıcı ve baya esprili de. Genç bir İngiliz doktor nasıl düşünür yazar vs konusunda da güzel bir örnek, dili geliştirmek için de iyi. Yazarı çeşitli programlara da çıkıyor, internetten videolarını filan bulabilirsiniz.

    Doğrusu bu kitabı gördüğüm her doktora tavsiye edesim hatta imkan olsa hediye edesim geliyor, sadece burada çalışanlara da değil. Ama özellikle burada çalışmayı düşünen veya çalışmak üzere olan hatta halihazırda çalışan tüm doktorların okuması lazım bence. Hastaların ve diğer sağlık çalışanlarının da! )

  8. Kariyer planlama icin faydalı bir site - https://80000hours.org/2012/09/do-you-really-know-what-job-will-make-you-happy/

  9. Sinirli hastayla baş etme yöntemleri - https://emergencymedicinecases.com/episode-51-effective-patient-communication-managing-difficult-patients/

    Direct link to the podcast: - https://content.blubrry.com/emc/EMC-051-Sept2014-Communication-Part2.mp3

  10. Bekran Sarsılmaz’ın yazdığı rehber (her seferinde bu linkten ulaşırsanız güncelliyor) - https://drive.google.com/file/d/0ByYpu2xlyNkLbU9GenVxUjlkVnM/view

  11. Dr Soydan İnce’den İngiltere’ye hemen gelmeden önce ve geldikten kısa bir süre sonra yapılması gerekenlere ve günlük yaşama dair çok faydalı ve kapsamlı bir özet:

    https://www.facebook.com/notes/turkish-doctors-in-the-uk-ingilteredeki-turk-doktorlar/giderken-bilinmesi-gerekenler/955704328272737/

  12. Dr Dilan Şanlı’nın TUSMER ile yaptığı İngiltere’de Doktorluk üzerine kaydettiği soru cevap videosu: https://www.youtube.com/watch?v=jPgY7YpWKFY

  13. Öğrenci iken yapılabilecekler (Dr Cemal Kavasoğlu’nun önerileri) https://www.facebook.com/groups/336132046801683/permalink/1082937355454478/

  14. Bahar Güliz Yenidünya’nın, sınavlara ne kadar çalışmak gerektiği ile ilgili deneyimi - https://www.facebook.com/groups/336132046801683/search/?query=whatsapp&epa=SEARCH_BOX

  15. OET için Dr Berkay Şahin’den rehber ve kaynaklar:

    https://drive.google.com/folderview?id=1D332n67ZWe4s5MQ5bOrsQ9wTkhcPWNe6

  16. OET için telegram kaynak listesi:

    https://t.me/oetsources?fbclid=IwAR3-cXdJE54IF3L1YCYX5U7NnW-HKKIv9etMbxLOgZaTHTyytoZct8XeSfo

  17. Buradaki günlük hayat İngilizcesine ve kültüre alışmak için UK televizyonlarında yayınlanan güncel dizileri, programları takip etmek çok faydalı oluyor. Üzerine bir de bunun doktorluk için daha lazım versiyonu için de doktor dizileri, hastanelerde çekilen belgeseller filan oluyor bi hayli. Buradaki hastane ortamını anlatması için özellikle belgeseller baya gerçeğe yakın oluyor. Biraz araştırın bulursunuz eminim. Ben denk geldikçe buraya ekleyeceğim, sizin de böyle önerileriniz varsa söyleyin.

    • BBC’nin çektiği Panaroma isimli Hadiza Bawa Garba ile ilgili belgesel - https://www.bbc.co.uk/iplayer/episode/b0bh32lj/panorama-doctors-on-trial

      Hadiza Bawa Garba, ölen hastasının kendisini dava eden ailesi ve GMC’nin başkanı Massey ile röportaj, izlemenizi tavsiye ederim.

      Yalnız bu link sadece İngiltere’de çalışıyor, İngilteredeyseniz de TV licence ödenen bir evde yaşamıyorsanız, kapınıza TV licence’cılar gelirse karışmam :) Ödemiyorsanız canlı olarak hiçbir kanalı, ayrıca canlı ya da değil BBC’nin iplayerda yayınladığı hiçbir şeyi izleyemezsiniz.

    • Just a routine operation - https://www.youtube.com/watch?v=VndU2zap_Rg

      Tıbbi hatalarda situational awareness ve human factor olaylarıyla ilgili çok güzel bir yaşanmış vakanın örneği

    • 24h in the A&E (Acil Servis)

      Londra’daki iki büyük hastane olan St George and King’s College Hospital’da çekilmiş, çok gerçekçi belgeseller - https://www.channel4.com/programmes/24-hours-in-ae

    • Junior Doctors Your Life in Their Hands S1 E2 - https://www.youtube.com/watch?v=t31kD51wjYE

    • Foreign Doctors are Coming - https://www.channel4.com/programmes/the-foreign-doctors-are-coming/on-demand/66748-001

      Channel 4’un yaptığı, yabancı doktorların GMC registration alma sürecini gösteren belgesel

      Bence sürece henüz başlamamışlar için de nasıl bir süreç olacağı ile ilgili hem teknik hem psikolojik yönden az çok fikir veriyor, ayrıca benzer şeylerden geçen başka insanları görmek motive edici olabiliyor. Biraz fazla dramatik yapmışlar gibi gelebilir ama eminim herkesin hikayesi farklıdır, bundan çok daha dramatik öyküsü olanlar da vardır. Bence gerçeğe baya yakın.

      Bu belgesel biraz iç burkucu olsa da moral bozmasın, ama bence bu yönünü de görmek faydalı. Tabi ki her başarı ve başarısızlıkta kişisel faktörler de önemli rol oynuyor, onu göstermesi açısından iyi. Herkesin durumu, bilgisi, becerisi farklı onu unutmamak lazım. Ve Hamed’in güzel bi sözü vardı, “Siz zaten iyi birer doktorsunuz, sadece onu gösterebilmeniz lazım.” Kendine güven her şeyde olduğu gibi bunda da önemli, ve bence bu sınavları geçmek İngiltere’de doktor olarak çalışırken ne kadar iyi adapte olacağınızın güzel bir göstergesi. Dolayısıyla geçemeyen demek ki tam hazır değilmiş anlamına gelebilir ve belki hazır olmadan işe başlamaması herkes için en doğrusu olur. Tabi ki istisnalar olabilir.

      Ama şunu da unutmayın, geçme oranları hayli yüksek olan bir sınav sisteminden bahsediyoruz. Geçme oranları: https://www.gmc-uk.org/registration-and-licensing/join-the-register/plab/recent-pass-rates-for-plab-1-and-plab-2

  18. Videolar/Belgeseller/İzlemelik

    Buradaki günlük hayat İngilizcesine ve kültüre alışmak için UK televizyonlarında yayınlanan güncel dizileri, programları takip etmek çok faydalı oluyor. Üzerine bir de bunun doktorluk için daha lazım versiyonu için de doktor dizileri, hastanelerde çekilen belgeseller filan oluyor bi hayli. Buradaki hastane ortamını anlatması için özellikle belgeseller baya gerçeğe yakın oluyor. Biraz araştırın bulursunuz eminim. Ben denk geldikçe buraya ekleyeceğim, sizin de böyle önerileriniz varsa söyleyin.

    • BBC’nin çektiği Panaroma isimli Hadiza Bawa Garba ile ilgili belgesel - https://www.bbc.co.uk/iplayer/episode/b0bh32lj/panorama-doctors-on-trial

      Hadiza Bawa Garba, ölen hastasının kendisini dava eden ailesi ve GMC’nin başkanı Massey ile röportaj, izlemenizi tavsiye ederim.

      Yalnız bu link sadece İngiltere’de çalışıyor, İngilteredeyseniz de TV licence ödenen bir evde yaşamıyorsanız, kapınıza TV licence’cılar gelirse karışmam :) Ödemiyorsanız canlı olarak hiçbir kanalı, ayrıca canlı ya da değil BBC’nin iplayerda yayınladığı hiçbir şeyi izleyemezsiniz.

    • Just a routine operation - https://www.youtube.com/watch?v=VndU2zap_Rg

      Tıbbi hatalarda situational awareness ve human factor olaylarıyla ilgili çok güzel bir yaşanmış vakanın örneği

    • 24h in the A&E (Acil Servis)

      Londra’daki iki büyük hastane olan St George and King’s College Hospital’da çekilmiş, çok gerçekçi belgeseller - https://www.channel4.com/programmes/24-hours-in-ae

    • Junior Doctors Your Life in Their Hands S1 E2 - https://www.youtube.com/watch?v=t31kD51wjYE

    • Foreign Doctors are Coming - https://www.channel4.com/programmes/the-foreign-doctors-are-coming/on-demand/66748-001

      Channel 4’un yaptığı, yabancı doktorların GMC registration alma sürecini gösteren belgesel

      Bence sürece henüz başlamamışlar için de nasıl bir süreç olacağı ile ilgili hem teknik hem psikolojik yönden az çok fikir veriyor, ayrıca benzer şeylerden geçen başka insanları görmek motive edici olabiliyor. Biraz fazla dramatik yapmışlar gibi gelebilir ama eminim herkesin hikayesi farklıdır, bundan çok daha dramatik öyküsü olanlar da vardır. Bence gerçeğe baya yakın.

      Bu belgesel biraz iç burkucu olsa da moral bozmasın, ama bence bu yönünü de görmek faydalı. Tabi ki her başarı ve başarısızlıkta kişisel faktörler de önemli rol oynuyor, onu göstermesi açısından iyi. Herkesin durumu, bilgisi, becerisi farklı onu unutmamak lazım. Ve Hamed’in güzel bi sözü vardı, “Siz zaten iyi birer doktorsunuz, sadece onu gösterebilmeniz lazım.” Kendine güven her şeyde olduğu gibi bunda da önemli, ve bence bu sınavları geçmek İngiltere’de doktor olarak çalışırken ne kadar iyi adapte olacağınızın güzel bir göstergesi. Dolayısıyla geçemeyen demek ki tam hazır değilmiş anlamına gelebilir ve belki hazır olmadan işe başlamaması herkes için en doğrusu olur. Tabi ki istisnalar olabilir.

      Ama şunu da unutmayın, geçme oranları hayli yüksek olan bir sınav sisteminden bahsediyoruz. Geçme oranları: https://www.gmc-uk.org/registration-and-licensing/join-the-register/plab/recent-pass-rates-for-plab-1-and-plab-2

    Diğer ülkelere dair kaynaklar:

    1. MedChats - İstanbul (Çapa) Tıp Fakültesinde 4. sınıf öğrencisi olan Ahmet Taş dünyanın her yerinden tıp öğrencileri ve doktorlar ile söyleşilerini burada yayınlıyor: https://www.youtube.com/c/MedChats/videos

    2. Almanya’da doktorluk üzerine YouTube Kanalları (Google’da aratırsanız daha da var ama bunlar benim bildiklerim)

      Dr. Cemal - Almanya’da Bir Doktor

      https://www.youtube.com/channel/UCn7nKEqnrjUogRAkWoKUq1g/videos

      ALMANYA’DA DOKTORLUK - Dr Melike

      https://www.youtube.com/channel/UCEXvasv8uMbcCPehSDVvekA/videos

    3. Amerika’da doktorluk

      Dr Nilay Dönmez’in videoları:

      https://www.youtube.com/watch?v=XeVAwpKZ_nU&t=2141s

      https://www.youtube.com/watch?v=J6txcVAzWSY&t=854s

3. Genel olarak İngiltere’de doktorluğa bakış

Öncelikle bana kalırsa İngiltere’de denklik almak ve ilk işi bulmanın büyük ihtimalle düşündüğünüz kadar zor olmadığını belirtmeliyim. Tabi ki her şey göreceli ama ben üstün bir insan değilim, o yüzden ben yaptıysam pek çok doktor yapabilir diye düşünüyorum, ama çaba gerekiyor tabi ki.

İngilizceniz yeterli bir seviyede olduktan sonra gerisi kolay (olmasa da imkansız değil). Hele TUS’la karşılaştırınca bence çok daha kolay ama yine herkes için farklı yorumlanabilir kolaylık zorluk.

PLAB 1 zaten TUS’tan sonra şaka gibi gelecek, sadece gerçekten bir intörnün bilmesi gereken seviyede, adeta tıp okumayla öğrenmemeye çalışsanız bile mecburen maruz kaldığınız ‘tıp genel kültürü’ ile cevap verebileceğiniz sorular çoğunlukla. Pek ezber değil, genellikle yorum ve klinik bilgi soruluyor ve çoğu çıkmış sorulardan geliyor.

PLAB 1 de PLAB 2 de en fazla 2 aylık çalışmayla çok rahat geçilecek sınavlar.

PLAB 2 de büyük oranda çıkmış sorulardandı ben girdiğimde ama biraz değişmiş sanırım son zamanlarda. En büyük zorluğu iletişim kısmı ama o da korkulacak kadar değil.

IELTS’i geçerseniz onu da halledersiniz çok rahat diye düşünüyorum. Yalnız şöyle bir durum var, 2019’da sistemi ve sınavları değiştirmeye çalışıyorlar (UKMLA) yine de bence çok zorlaşmayacak ve muhtemelen benzer olacak ama eğer niyetiniz varsa çok ertelemeden sistem değişmeden halletmek en iyisi bence.

İngiltere’de doktorluğun ülkemizde pek bilinmiyor oluşunun uzmanlık yapmanın ‘imkansız’ olduğuna dair bir yanılsamadan kaynaklandığını düşünüyorum. Buradaki temel problem vize olayı ve bunu göz ardı edemeyiz ama tamamen engel oluyor değil. Şunu da hatırlatayım, vize olayları yıllar içinde hep değişen (genelde daha zorlaşan) bir konu, bundan 10-15 yıl önce gelenler için durum farklı, onlardan tavsiye alırken bunu göz önünde bulundurun.

Ama pek çok ülkeden yüzlerce binlerce doktor burada uzman olmuş ve hala geliyor durumda ve çoğu Avrupa dışından. Örneğin Hindistan, Pakistan’dan her yıl yüzlerce insan geliyor. Vize bölümünde bu konuyu daha ayrıntılı açıkladım.

‘İngiltere’ye gelmeli miyiz, uğraşmaya değer mi?’ sorusunun cevabı ise kolay değil, çok kişisel ve çok faktörlü, ama benim deneyimime göre, bence denemeye değer. Tabi ki herkesin koşullarına, beklentilerine ve önceliklerine göre çok değişir. Ve maalesef kimse sizin adınıza karar veremez. Her karar bir risktir sonuçta, ve her şeyi öngöremezsiniz, ama en azından var olan bilgileri oturup etraflıca düşünmekte fayda var diye düşünüyorum. Gerisi de biraz kısmet…

Bu konuda oluşturduğum Büşra - İngiltere’de doktorluk SWOT Analizi (Avantajlar Dezavantajlar) dosyasına bakmanızı öneririm. Türkiye ile İngiltere’de yaşam ve doktorluğun avantaj ve dezavantajlarını detaylıca karşılaştırmaya çalıştım.

https://docs.google.com/document/d/1wn4Lziv2WjGEWk24lJi5Ip9NchP114kEyxtRmmmBHeI/edit

Ben uzmanlık yapmadan gelme tecrübesini yaşadım, ama uzmanlık sonrası gelenlerin çok daha farklı deneyimleri olabilir. Uzmanlık denkliği almak çok kolay değil bildiğim kadarıyla ama bu sıfırdan başlayacağınız anlamına gelmiyor. Bu konuda fazla bilgim yok ne yazık ki ama gelen birileri var. Kaynaklarda listelediğim Turkish doctors in the UK facebook grubuna yazarsanız bu konuda birilerine ulaşabilirsiniz.

https://www.facebook.com/groups/336132046801683/?fref=nf

Uzman olarak gelirseniz deneyiminizi göz önüne alırlar ve kıdemli bir asistan seviyesinde (registrar) bir süre çalışıp sonra Consultant (Uzman) seviyesine ulaşabilirsiniz ve burada sıfırdan uzmanlık yapmaktan daha kolay olabilir (Türkiye’deki çileyi gözardı edebilirsek :).

Tabi hangi bölüm olduğuna göre de çok değişir, kimi bölümlerin karşılığı tam yok ve hiç denklik alamayıp bu dediğim kıdemli asistan seviyesinde kalma ihtimalini de göz önünde bulundurmak lazım. Bir yandan da Türkiye’de girmesi zor olmayan ama burada girmesi zor olan bir bölüm istiyorsanız Türkiye’deki deneyiminiz sizi öne geçirecektir. Burada cerrahiler genel olarak popülerken psikiyatri değil mesela.

Daha önce de dediğim gibi, kimsenin önerisini çok aşırı ciddiye almayın, bu dahil. Sonuçta hepsi öznel ve yanıltabilir. Yurt dışında yaşama deneyimi herkeste farklı etkiler yaratıyor ve avantajları kadar birçok zorlukları da olduğu gerçek. Bir süre deneyip sevmeyip geri dönenler de olabiliyor. Ama bu da kötü bir şey demek değil, yine de o deneyim insanı geliştirebilir ve denemeden bilinemeyeceği için bu riske değebilir. Ayrıca her zaman geri dönme şansı olduğunu bilmek de güzel bir şey.

Kendi adıma ben genel olarak memnunum. Özellikle işe ilk başladığım birkaç hafta alışma sürecinde zorlansam da sonra baya alıştım çoğu şeye. Konuştuğum çoğu kişi de benzer şekilde olduğunu söylüyor.

İnsanlar genelde çok daha medeni, yardımsever ve nazik (hem iş arkadaşları hem de hasta ve yakınları). Hiyerarşi neredeyse hiç yok. Burada 2016 Aralik ayından beri çalışıyorum ve hastalarla, yakınlarıyla ve iş arkadaşlarıyla kavga ve mobbing Türkiye’ye göre çok minimal ve olsa bile daha hafif. Hasta yakınları zaten hastalarla kalmıyor, sadece arada bir 1-2 saatliğine ziyaret ediyorlar (o da arada bir ya da hiç) ve açıkçası Türkiye’deki gibi sahiplenme olmadığı için ya da pek çok başka nedenden dolayı daima saygılılar ve bırakın kavga/tehdit/şiddeti, eleştiri bile en fazla minimal ve sarkastik düzeyde olursa oluyor. Genellikle nazik ve medeniler (toplumun her alanında da böyle). Ne yazık ki zor hasta ve yakınları yine bizim kültüre yakın doğu kültürlerinden geliyor. Bunun sosyolojik çözümlemelerine girmeyeceğim burada ama bir korelasyon var!

Psikiyatride çalışmaya başladıktan sonra doğal olarak hastalar ve yakınlarından gelen fiziksel ve sözlü şiddet ihtimali arttı. Doktorluğun her alanında elbetteki belli riskler var, psikiyatrininki de bu, ve gerçekten sevince katlanılıyormuş :) Kaynaklarda bu konuyla baş etmenin yollarını anlatan birkaç güzel podcast koydum.

Bir de en azından buradaki mental health servisleri epey iyi olduğu için bu da riski azaltıyor olabilir diye düşünüyorum. Örneğin 24 saat ulaşılabilen Crisis Team diye bir oluşum var, NHS’e ait. Hastalar telefonla bilgi alıp, gerekirse acil mental health review alabiliyorlar. Ayrıca poliklinik takipleri çok iyi. Her hastaya yarım saat ayrılıyor. Hastayı görmeden önce notlarını uzun uzun okuyabiliyoruz. Bazı hastaların care coordinator diye bir social worker’ı var, kendisine bir çok konuda destek olan. Ayrıca servislerde hepimizde alarm var ve tehdit altında hissedersek alarmı çalınca hemen 10-15 hemşire gelip yardımcı oluyor. Psikiyatriyle ilgili belgenin sonunda daha ayrıntılı deneyim aktarımı yaptım, merak eden okuyabilir.

Şiddet konusuna dönersek, bu konuda iki tarafın da sorumlulukları olduğunu bence hepimiz biliyoruz. Temel nokta oraya gelmemesi için elimizden geleni yapmaya çalışmak. Buna rağmen bazen ısrarla şiddete başvuran insanlar olacaktır elbet, ancak iletişim becerilerimiz ve sistem daha iyi olsa pek çok konu daha büyümeden hallolabilir ve yumuşatılabilir. Elbette ki bunun için çalışma koşullarının daha insani olması ve hastaların da kendi üstüne düşen sorumluluğu yapması gerekiyor. Doktora şiddetin multifaktöriyel olduğunu düşünüyorum, özellikle buraya geldikten sonra biraz daha anlayıp gördüm iyi iletişimin mucizelerini. (Lütfen bunu ‘bazı doktorlar da’ diye anlamayalım, en sinir olduğum cümlelerden biridir, sadece çok sinirli başlayan hastaların bile buradaki iletişimde çok iyi doktorlar karşısında normalleşebildiğini gördüm, yine şiddete devam ediyorsa doktorun yapabileceği bir şey yok tabi ki yine olabiliyor elbette, ama daha az). Kimsenin kimseyi yargılaması doğru değil inancındayım, insanın kendini başkasının yerine tamamen koyabilmesi çok mümkün bir şey değil zira. İstemeden yargılamaya girdiysem affola.

İş arkadaşları arasında da özellikle aynı takımda azara neredeyse hiç rastlamadım. Hiyerarşi de çok minimal ya da yok gibi. Kıdemliden/hocadan önce odaya girmenin vs sorun olması diye bir kavramdan haberleri bile yok. Başka bölümlere hasta danışırken hastayı tam bilmiyor ya da tam iyi sunamadıysanız hafif azar yenebiliyor ama bizimkilerle karşılaştırınca hiçbir şey. Arada illaki strese bağlı hafif gerginlikler ve terslemeler olabiliyor insanlık hali ama çok minimal ve asla travmatik bir şeye şahit olmadım neyse ki. Hocalar da genellikle çok anlayışlı. Tabi bu benim şansım da olabilir, her yer aynı çıkmayabilir. Özellikle cerrahilerde ve acilde sıkıntılı tipler olabiliyormuş.

Genel olarak herkes risk almaktan kaçınıyor ve en ufak şeyi üstlerine/başka bölümlere danışmaktan, hastanelerin guidelinelarına bakmaktan filan kaçınmıyorlar. Özellikle bizdeki Vademecum’un İngiliz versiyonu BNF’e bakmadan (telefon uygulaması var) gün geçmiyor ve bir şeyi bilmemeyi ve bakmayı hiç ayıp görmüyorlar. Üstlerine bir şey danışınca da çoğunlukla saygılı ve yardımseverler ve hiç geri çevirmiyorlar.

Benim burada işe başlamadan önce en büyük endişelerimden biri de hataya tahammülleri olmadığı ve en ufak bir hatada lisansın tehlikeye gireceği düşüncesiydi. Türkiye’deki deneyimimim intörnlükten ibaret olduğu için ve burada da Türkiye’de de çok şükür herhangi bir şikayet ya da davaya karışmadığım için çok net karşılaştıramasam da, genel olarak korktuğum kadar olmadığını düşünüyorum. GMC (General Medical Council) diye bir kurum var ve lisansları onlar düzenliyor ve ciddi/tekrarlayan bir hatanız varsa lisans sıkıntıya girebilir ama günlük ufak tefek şeylerden dolayı değil. En önemlisi ‘safe’ bir doktor olduğunuzu göstermek, bilginizin ve yetkinizin dışına taşmamak, bilmiyorsanız danışmak ya da guideline’lara bakmak ve her şeyi dokümente etmek. Ayrıca hatanızı kabul edip özür dilemek, dürüst olmak ve bundan ders çıkarmak üzerinde çok duruluyor. Biraz aşırı dokümantasyondan sıkılabilirsiniz ama burada yazılmadıysa yapılmamıştır diye bir kavram var. Tüm hasta vizitlerinde uzun uzun her şey yazılıyor genelde. Ayaktan hasta klinikleri sonrasında da o ziyarette ne olup bittiği hastanın aile hekimine mektupla yollanıyor.

Genel olarak etiğe ve hasta güvenliğine çok daha önem veriliyor. Ayrıca dürüstlüğe çok önem veriyorlar. Bir hata yapıldığında hemen hastadan ve/veya özür dileyip dürüst olmak, olayı gizlemekten çok daha doğru görülüyor ve sonradan gizlediğiniz ortaya çıkarsa çok daha kötü sonuçlar doğurabiliyor. Ama kimse düşündüğüm kadar katı kuralcı değil. Ayrıca özellikle büyük hastanelerde sistemleri güzel kurdukları için ve herkeste işini hatasız yapma çabası olduğu için bunlar sizin işinizi kolaylaştırıyor ve hatayı minimize ediyor. Ama gerçekten ciddi bir hata sonucu hasta zarar görür veya ölürse çok ayrıntılı araştırılıyor, ama temel hedef hatanın nasıl engelleneceğinin bulunması ve o doktorun bundan bir şeyler öğrenmesi. Yine de hata yapmak burada daha ciddi sonuçlar doğurabilir diye düşünüyorum. Ama idealist bir insansanız burada işini iyi yapmaya çalışma kültürü içinde çalışmak vicdanen çok daha rahat işinizi yapmanızı sağlayacak.

Yine de sepsisten ölen bir çocuk hasta nedeniyle 2 yıl hapse atılan ve doktorluktan men edilen su doktorun hikayesini okuyun mutlaka: http://www.bbc.co.uk/news/uk-england-leicestershire-42816913 Tabi Türkiye’de de olabilir böyle şeyler ama aileden gelen şiddet şeklinde oluyor genelde ve bu kadar sert bir sonuç çıkmaz bence.

Buradaki etik kurallar vs konusunda fikir vermesi açısından GMC Good Medical Practice’i şimdiden okumanızı şiddetle öneririm. Ayrıca F2’ya giriş için yaptıkları sınavın bir denemesine buradan bakabilirsiniz http://sjt.foundationprogramme.nhs.uk/. Burada gireceğiniz birçok sınavda bu tarz sorular/sınav bölümü oluyor. Bu ülkede klinik beceri ve bilgi kadar davranışlara da çok önem veriliyor. Bunlara non-technical beceriler deniyor. Bir doktor olarak karşılaşacağınız etik ikilemlerde ne yapmanız gerektiğini bu örneklerle çok güzel öğrenebilirsiniz. Tabi özellikle bu sınavdaki sorular biraz fazla abartı gelebiliyor, gerçek hayatta bu kadar çılgın ve burada önerildiği gibi ispiyoncu vs insanlar değiller ama genel olarak kural kaideye Türkiye’ye göre çok daha uyan insanlar ve tamamen olmasa da çoğunlukla kurallara uyuluyor ve yine de belli olmaz çok aşırı kuralcı birine denk gelme ihtimaliniz her zaman var.

GMC’nin sitesinde de, Medical Insurance şirketlerinin sitelerinde de bu tarz vaka örnekleri var. http://www.medicalprotection.org/world/education-publications/case-reports

Bu situational awareness ve human factor olaylarıyla ilgili çok güzel bir yaşanmış vakanın örneği:

Just a routine operation https://www.youtube.com/watch?v=VndU2zap_Rg&feature=youtu.be

Bu olaydan sonra bu non-technical becerilerin önemi daha çok yayılmış. Aslında düşününce bu becerilerinin ne kadar önemli olduğunu fark etmek zor olmuyor, iyi doktor dediğimiz pek çok insanda bu becerilerin yüksek olduğunu fark edersiniz. Ama şahsen benim Türkiye’de aldığım eğitimde hiç bahsedilen bir kavram değildi ve bence Türkiye’de bu tarz becerileri küçümseme eğilimi olabiliyor ve bilinçli olarak farkında olmak ve bunun eğitimlere katılması çok faydalı. Bu becerileri geliştirmek için UK’de Simülasyon eğitimi denilen eğitimler yapılıyor, gerçeğe yakın vaka yapıp takım olarak çalışmanıza bakılıyor. Bu kavramı çok güzel özetleyen bir paragrafı aşağıya kopyaladım:

Non-technical skills can be defined as the cognitive, social and personal skills that complement technical skills and contribute to safe and efficient task performance.

The principles used to teach and promote good non-technical skills on all RC (UK) courses are covered under four key elements:

  • situational awareness
  • decision-making
  • team-working including leadership
  • task management.

Burada bir önem verilen şey de sürekli kendinizi geliştirmeniz ve bunu yıllık appraisallarda ispatlamanız gerekiyor aldığınız eğitimlerle. Ayrıca herkesin 2 senede bir ALS (Advanced Life Support) eğitimini alması bekleniyor.

Buradaki farklı şeylerden biri de takım çalışması ruhu. Benim Marmara’da alıştığımın aksine servisteki tüm hastalar tüm takıma ait oluyor ve tüm ekip onların her şeyinden topluca sorumlu oluyorsunuz. Bazen kolaylık için hastalar bölüşülse de tüm işler bitmeden kimse çıkmıyor ve sonsuza kadar bu yataklar senin bunlar benim diye bir şey yok. Bunun zor kısmı, sürekli iletişimde olmak gerekiyor ve tüm hastaların her şeyine hakim olmak zorlaşıyor ama herkes hakkında az çok bir fikir sahibi de oluyorsunuz (bu yüzden de dökümantasyon şart, hiç bir şey bilmeseniz de dökümantasyondan o yatışta olan biten her şeyi anlayabilmeniz gerekiyor). Ancak güzel kısmı bir hastayı tamamen size bırakıp sizi kendi halinize bırakmıyorlar. Yerine göre hem avantaj hem dezavantaj olabiliyor ama özellikle yeni başladığınızda iyi bir şey bence. Bunun temel sebebi burada herkes Pazartesi’den Cumaya her gün gelmiyor nöbet ertesi, boş gün, gececilik vs nedeniyle devamlılık daha zor olduğu için mecburen bu şekilde işliyor.

Ayrıca diğer sağlık çalışanları ile de takım halinde çalışmaya çok önem veriliyor.

Aralıksız maksimum çalışma süresi 12 saat yani gece nöbetçiyseniz sadece akşam 8’de işe gidip sabah 8’e kadar çalışıyorsunuz ve o gün nöbete gitmeden önceki gündüz ile ertesi gün gündüz boş oluyorsunuz. Sonra akşam tekrar gidiyorsunuz (Genelde 3-4 gece bloğu şeklinde). Yani gece nöbetçi olduğunuzda genelde o hafta hep sadece gece çalışıyorsunuz. Çalışma saatleri ortalama haftada toplam 45-50 saat oluyor (bazen daha az bazen daha çok istisnalar olsa da). Nöbetçi olduğunuz haftasonlarını hafta içi boş gün olarak geri veriyorlar. Dolayısıyla ne kadar nöbetiniz olursa olsun toplam haftalık çalışma süreniz ortalama aynı kalıyor ama normal iş saati dışında çalıştığınız için onlar ekstra ücrete tabi oluyor. Ayrıca bazen sadece normal mesai üzerine 3-4 saat daha kalmanın adına nöbet diyorlar (‘long day’) ve o nöbet paralarını da ekstra olarak veriyorlar ve yine boş gün olarak geri dönüyor. Eğer daha çok nöbet tutup daha çok para kazanmak isterseniz önü çok açık ve legal, tabi belli çalışma saati limitlerini aşmadığınız sürece. Burada ekstra nöbet tutma/normal işinizin dışında çalışma olayına “Locum” olarak çalışma deniyorl. Bunu kendi hastanenizde de yapabilirsiniz başka bir ajansa bağlı herhangi bir hastanede de. Ama daha önce çalıştığınız bir yer ve bölümde yapmayı öneriyorlar. Kendi hastanenizde boş kalan günler sürekli maille haber veriliyor zaten. Burada herkesin çalışma saatleri sabit ve belli olduğu için adam eksiği olduğunda herkesin çalışma saatlerini artırmak yerine o ekstra adamı locumla vs kapatmaya çalışıyorlar veya bazen mecbur boş kalıyor. Dolayısıyla bazen daha az doktorla aynı işi yapmak gerekiyor ama benim deneyimime göre Türkiye’deki herkes çok yorgun da olsa her gün herkes gelecek kuralından daha iyi (tabi tercih meselesi). Çoğunlukla da halledilemeyecek bir yoğunluk olmuyor. Zaten poliklinikler çok az hasta gördüğü için hastane deyince çoğu iş servislerde oluyor ve az insan olunca da yine bir şekilde halloluyor işler.

En sevdiğim şeylerden biri de hasta olunca hastalık izni doğal hakkınız, ardarda 7 güne kadar doktor raporuna filan gerek yok, sadece haber verip hasta oldum gelemedim diyorsunuz ve yerinize birini bulmak, nöbet değiştirmeniz filan beklenmiyor ya da istenmiyor (çoğu zaman), bunu hastanenin ayarlaması gerekiyor. Burada hastaysan dinlen, gelme tabi diye bir kültür var ve genel olarak çok anlayışlılar. Türkiye’de genelde pnömoni de olsanız gelmeniz beklendiği düşünülürse çok insancıl.

İlk seneden bile yıllık izin en az 27 gün İngiltere kuralları gereği. Ancak hepsini bir arada kullanamıyorsunuz ve tahmin edileceği gibi tamamını yazın kullanamıyorsunuz. Bir de hafta sonu çalıştıklarınızın karşılığı ekstra boş gün verdikleri için bunlarla birleşince baya bir izin oluyor. Hastaneye göre değişebilir ama benim çalıştığım yerde 2 ayda bir 1 hafta gibi izin oluyor, bu da bence gayet güzel oluyor. Avrupa’yı filan gezmek için ya da sık sık Türkiye’ye gitmek için kullanılabilir.

Kıdemli desteği hep var. Ama bunun etkisi şöyle, bu ülkede junior doktorluk yani çömezlik yılları Türkiye’ye göre daha rahat olsa da kıdemlendikçe rahatlama olayı pek yok. Hocalar ve registrarlar (uzmanlık eğitimindeki kıdemliler, kısaca ‘Reg’ hep baya yoğun full time çalışıyorlar ve sorumluluk onların üzerinde. Uzmanlığı burada yapmak daha uzun ve karışık olsa da çömezliği burada atlatmak o yıllardaki hayat kalitesi için daha iyi.

Hastaların mobilite ve sosyal sorunları da mutlaka hallolmadan eve yollanmıyor. Fizyoterapistler, occupational therapistler mutlaka sürekli görüyor hastayı. En çok sevdiğim şeylerden biri de her servisin kendine ait bir Eczacısı (Pharmacist) olması. Her gün servisteki tüm hastaların ilaçlarını kontrol edip bir hata varsa bizi uyarıyorlar ve ilaçları depodan çekme işini de onlar yapıyor. Çok faydaları oluyor. Hastaların normalde düzenli kullandığı ilaçları filan uğraşıp öğreniyorlar, eğer hastanın klinik durumundan ötürü verilmemesi gereken bir ilaç, herhangi bir kontraendikasyon veya yanlış bir doz vs varsa uyarıyorlar. Hemşirelerin iş tanımları bizden biraz daha farklı. Üriner ve nazogastrik sonraları hemşireler takıyor ama damar yolu (cannula) asla açmıyorlar, burda o iş doktorlara yüklenmiş durumda. Kan almak için de her sabah “Phlebotomist” denilen tek işi kan almak olan insanlar gelip geceden sistemden istenen kanları alıyorlar ama gün içinde ekstra kan gerekirse yine doktorların alması gerekiyor. Çok nadiren hemşireler kabul ediyor ama çoğu biz alamıyoruz diyor doğrusu.

İngilizce’de zorlanır mıyım sorusu hepimizde var, hala kendi dilimdeki kadar rahat olmasam da işimi görmemi sağlıyor ama yine kişiden kişiye değişen bir süreç. Ama kesinlikle her şey gibi pratikle gitgide gelişiyor ve kolaylaşıyor. Anlamadığınızda sormaya ve tekrarlatmaya çekinmeyin, sonuçta özellikle Londra o kadar karma bir yer ki zaten hastaların da sağlık çalışanlarının da yarısı filan başka ülkelerden, başka aksanlarla konuşan insanlar. İngiliz de olsanız anlaşamayacağınız insanlar olacak. İngilizce bilmeyen hasta da çok oluyor. Dolayısıyla çok dert etmeye gerek yok, zamanla alışılıyor ama hiç zorlanılmıyor diyemem. Özellikle başlarda bilmediğiniz bir çok terim vs de olunca baya kaçırdığım anlamadığım şey oluyordu ama zamanla azaldı. Ancak iletişim becerisi gerçekten en önemli şeylerden biri, ve en çok da iş arkadaşlarınız ile iletişim için elzem.

Burada uzman ya da uzmanlık eğitimi içinde olmasanız da herhangi bir bölümde asistan seviyesinde istediğiniz kadar çalışabiliyorsunuz.

Bana genel olarak en zor gelen şeylerden biri TUS gibi bir sınava gir sonra kafan rahat şeklinde olmaması. Uzmanlığa ulaşana kadar bir sürü aşama var ve her birine ayrı başvuru, mülakat vs. Doğrusu bunlar başta gözümde büyüdüğü kadar zor şeyler olmasa da biraz insanı yoruyor. Ayrıca her sene appraisal denilen hala doktorluk yapmaya uygun musunuz değerlendirmesi var. Hem iş arkadaşlarınızdan ve hastalardan gelen geri bildirimler hem de sene boyu yaptığınız şeyleri değerlendiriyorlar. Bunlar için de düzenli olarak yaptığınız klinik prosedürler ve gördüğünüz hastalarla ilgili üstlerinizden belge toplamak gerekiyor. Böyle birtakım angarya gibi işler var ama bunların bir faydası da bu sebepten herkes sürekli kendini güncel tutmaya ve insan gibi davranmaya zorluyor. Yine de bunlar daha çok formalite ve bir şekilde halloluyor.

Bir şey eklemeliyim, doktor açığı çok olduğu için işe girmek kimi zaman fazla kolay olabildiği için, aslında hazır olmadığınız ve başlarda zorlanabileceğiniz bir işe alınma ihtimaliniz de var. Sonuçta yarım saatte birkaç soruyla sizin işe tam anlamıyla hazır olup olmadığınızı değerlendirmeleri çok zor ve ihtiyaçları varsa, siz de ben bu işi yaparım diye başvurduysanız herhalde yapabilecek seviyede bilgi ve deneyimi var ki başvurmuş diye varsayabilirler. Dolayısıyla işe aldılarsa zorlanmadan yaparım yanılgısına girmemek lazım, yapabileceğinize güvenmek lazım. Burada beyan ve güven esas olduğu için siz yaparım derseniz yapar herhalde derler. Bunu korkutmak değil ama farkında olmanız için yazıyorum, burada tıbbi hata olayları ciddiye alındığı için, özellikle ilk işinizde yapabileceğinize emin olmadığınız bir işe ve seviyeye girmenizi önermem. Tabi korkup en baş seviyeden başlamak zorunda değilsiniz ama maalesef çoğu yerde ilk günden direk her şeyi yapmanızı bekleme durumu olma ihtimali olduğunu bilin. Önermezlerse siz 1-2 hafta maaş almadan gözlemleme (observershiplik) talep ederek deneyim kazanın (özellikle daha önceden observershiplik filan yapmadıysanız). Başka bi yerde observershiplik yaptıysanız da çalışacağınız hastanede işlerin sistemlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmek için yine de orada da 1 hafta gibi bir süre gözlemleme talep edin mümkünse.

Tabi her şey mükemmel diye bir yanılgı oluşmasın, her şeyden önce yabancı olmak, alışma süresi vs başta zorlayabilir, sonra doktorluk her yerde olduğu gibi burada da kolay bir meslek değil. Her şey güllük gülistanlık değil ve çok yorgun ve stresli olduğunuz, bıkıp bırakmak isteyeceğiniz dönemler olabilir. Özellikle GMC ve insanların daha idealist olması nedeniyle çoğu doktor sürekli stres altında çalışıyor ve çalışma saatleri daha insancıl olduğu için ve ayrıca İngiltere’de çok doktor açığı olduğu için çoğu zaman ‘understaffed’ yani yetersiz sayıda insan olacak ve geç çıkmanız gerekebilecek. Her şeyin olduğu gibi buraya yerleşme kararının da bir sürü avantajları dezavantajları var ve herkesin öncelikleri farklı olduğu için kendiniz iyice düşünüp kendinize göre değerlendirmenizi öneririm. Liste halinde avantaj ve dezavantajları yazıp bi görmenizi tavsiye ederim, insan her şeyin farkında olduğunu zannetse de düzenli bir şekilde listeleyince duygusal kararlardan koruma ihtimali artıyor. İnsan o an odaklandığı sebepleri öne çıkarıp diğer faktörleri göz ardı edebiliyor ama uzun vadede göz ardı ettiğiniz maddeler sizi rahatsız edebilir. Yine de ne kadar düşünseniz her şeyi tam olarak değerlendirmek zor, dolayısıyla her zor karar gibi riski göze almanız gerekecek.

4. Sınavlar

ÖNEMLİ NOT: Özellikle PLAB 2 ben girdikten sonra biraz değiştiği için aşağıdaki bilgilerin bir kısmı güncelliğini yitirmiş ve geçersiz olmuş olabilir, ancak ben başımdan geçenleri yazdığım için ve yeni sistemi bilmediğim için olduğu gibi bıraktım. Dolayısıyla isterseniz okuyun ama hatalar olabileceğini bilerek, ve en güncel hali ile ilgili diğer kaynaklardan mutlaka araştırmanızı yaparak.

İngiltere’de doktorluk lisansı (diploma denkliği - registration with licence) alabilmek için toplam 3 sınav var:

  • IELTS
  • PLAB 1
  • PLAB 2

Önce IELTS’tan her bir bölümden (Speaking, Writing, Listening, Reading) 9 üzerinden en az 7, ortalama da 7.5 almak gerekiyor. Ancak IELTS’ta yeterli puanı aldıktan sonra PLAB 1’e başvurulabiliyor. PLAB 2’ye de ancak PLAB 1’i geçtikten sonra başvurulabiliyor.

Uzman da olsanız önce bu sınavları geçip lisansınızı almak en mantıklı ve kolay yolu, ama alternatif olarak bölümünüzle ilgili Royal College Sınavlarını geçerek lisans almak da mümkün.

IELTS özellikle TOEFL’a göre çok daha kolay bir sınav ve yeterli taktik ve pratikle geçilmesi zor değil. Şu bilinmeli, sınavda yeterli puanı almak için çok iyi İngilizce bilmek ne yeter ne de gerek şart. Taktik ve pratik çok önemli. Sonuçta sınavın bir formatı var ve sadece dili ölçmüyor, o formata adapte olmanız da gerekiyor. Ama çok ileri seviyede bir İngilizce’niz olmasa da doğru çalışma ve taktiklerle yüksek puan almak çok zor değil bence. Yine de herkesin İngilizce geçmişi farklı olduğu için doktorlar arasında en çok farklılık gösteren ve kimi insanın en zorlandığını söylediği aşama bu. Ama bu bence korkutmamalı ve bence para sorun değilse bir an önce çok zaman harcamadan sınava girilip seviye görülmeli. Zira writing ve speaking için kaç alacağınızı öğrenmenin en mantıklı yolu sınava girip görmek bence. IELTS için ayrı bir rehberim var:

https://docs.google.com/document/d/1KNIT4NIIcImBs6hCHXV7jlI4J0kKVOdvDrUbXdKZrKU/edit?usp=sharing

IELTS’lere herhangi bi yerde girebilirsiniz.

OET için rehber ve kaynaklar:

https://drive.google.com/folderview?id=1D332n67ZWe4s5MQ5bOrsQ9wTkhcPWNe6

OET için telegram kaynak listesi:

https://t.me/oetsources?fbclid=IwAR3-cXdJE54IF3L1YCYX5U7NnW-HKKIv9etMbxLOgZaTHTyytoZct8XeSfo

PLAB 1 ya İngiltere ya da Hindistan, Mısır, Pakistan gibi 9-10 ülkede (Türkiye yok) yapılıyor. İngiltere’de senede dört kez ve genelde Mart, Haziran, Eylül ve Kasım’da oluyor ama diğer ülkelerde senede iki kez oluyor.

Sınav yerleri: http://www.gmc-uk.org/doctors/plab/23446.asp

Sınav tarihleri: http://www.gmc-uk.org/doctors/plab/test_dates.asp

PLAB 2 sadece Manchester’da yapılıyor. Toplam bu sınavlar ilk seferlerde geçilirse 1200 pound filan tutar. IELTS:160, PLAB 1: 230, PLAB 2: 840 pound. PLAB 2 genelde kursla geçiliyor, kurs da 650 pound civarı, ve gelip kalma uçak vize vs derken toplam 3000 pound civarına hallolur bence tüm aşamalar.

PLAB 1 senede 4 kere, PLAB 2 iki haftada bir (Ağustos hariç, o zaman hiç yok) ama yerler hemen doluyor, PLAB 1 açıklanır açıklanmaz saniyesinde PLAB 2’ye başvuruyor herkes.

Pratik sınav olduğu için gün başına sınava girebilen kişi sayısı en fazla 40 filan oluyor. Ama PLAB1’i aynı anda geçen kişi sayısı baya fazla buna göre.

Dolayısıyla sonuçların açıklanacağı gün ve saatte bilgisayar başında elinizde birkaç alternatif kredi/banka kartıyla (limitinin yettiğine emin olun) bekleyip açıklandığı dakika hemen ayırtırsanız istediğiniz tarihe alabilirsiniz. Bir önemli taktik de sonuç sayfasını beklemek yerine direk PLAB 2’yi ayırtma sayfasını sürekli güncellemek. Bu genelde sonuçlar gelmeden birkaç dakika önce mümkün oluyor ve bunu yapabiliyorsanız geçmişsiniz demektir zira sistem diğer türlü izin vermiyor. Bu sayede çok önemli dakikalar kazanabilirsiniz.

Sınavlara gelince, tüm aşamalar için ve özellikle PLAB’lar için en önemli kaynak bu Facebook grubu : https://www.facebook.com/groups/doctor.plab/

Aradığınız her şeyi burada bulabilirsiniz, ben de öyle yaptım, bu yoldan geçen herkes de orayla başlıyor. Bu grupta Files kısmında bütün kaynaklar var, orada geçen insanların yazdığı çalışma önerileri de var. O grupta bir sürü yardımsever insan da var, bişi sorunca illa cevap veren bir çok kişi çıkıyor. Ben de oradan çalışma grubu buldum Whatsapp’tan 5-6 arkadaş her gün sözleşip soru çözüyorduk. Çok şart değil ama faydası olabilir. Böyle yapan çok var. En azından gerekli son güncel kaynakları bulan insanlardan, benzer aşamalardan geçen insanların deneyimlerinden faydalanmak için bile kullanılabilir. O arkadaşlarla sonra PLAB 2 kursuna da beraber gittik ve son aşamaya kadar hep birbirimize destek olduk.

PLAB’lar cidden kolay - inanması zor gelse de- hele TUS’a göre karşılaştırılamaz bile. İkisi de maksimum 2-3 aylık ve çoğunlukla çıkmış soruları çalışarak geçiliyor. PLAB 1, 200 sorudan oluşan teorik bir sınav, temel bilim çıkmıyor ve neredeyse ortalama bi öğrencinin genel tıp kültürüyle geçebileceği bir sınav. Gerçekten bi intörnün bilmesi gereken seviyede ve tarzda bilgiler soruluyor, TUS gibi spot bilgi değil. 1700 tane çıkmış soru bankası var (insanların hatırlayıp yazdığı). Sınav tamamen oradan çıkıyor. Son zamanlarda 3-5 etik soru eklediler ki yine çok kolaymış. Sınav 125le filan geçiliyor, test ve yanlış doğruyu götürmüyor. Genelde ortalama 135 filan oluyor (sınava giren insanların ortalama puanı). Ben TUS’a doğru düzgün çalışmamıştım, çok süper bir öğrenci değildim ve mezun olduktan 1 sene sonra girdim (o arada başka şeyle yaptım biraz uzak kaldım tıptan) ve 3 aylık hafif yoğunlukta bir çalışmayla çok rahat geçtim. 5-10 yıl ara verip geçenler var. USMLE’ye girenler de onunla karşılaştırınca şaka gibi olduğunu söylüyor.

PLAB 1’e günde 2-3 saat, o 1700 soru bankasından 30-40 soru çözerek hazırlandım. Soruların cevaplarının hepsi doğru olmasa da onlara güvenip hepsini dedikleri gibi yaparsanız geçiyorsunuz. Birçok kişi öyle yapıyor ve geçiyorlar dolayısıyla çoğu doğru muhtemelen :) Cevapları da sürekli biraz biraz güncellense de resmi değil, normal bizim gibi sınava çalışan insanlar vermiş zamanında. Kaynaklardan cevabını bulamazsanız o Facebook grubunda sorunun bi kısmını kopyala yapıştırla arayıp daha önce sorunun grupta tartışılmış olduğunu göreceksin. Neredeyse her soru var böyle ve altında yorumlarda insanlar açıklama yapmış oluyor. Biz genelde cevapları Whatsapp grubunda tartışıyorduk, hiçbirimiz neden cevabın o olduğunu bilemezse Facebook grubundan bakıyorduk, ondan da tatmin olmazsak internetten patient.co.uk sitesinden ya da Oxford Clinical Medicine ya da Oxford Clinical Specialty kitaplarından (Facebook grubunda var pdfleri) bakıyorduk, gerekirse o ilgili yerleri kısaca okuyoduk. 1700 soruda tekrar eden çok soru var aslında, ama derslere göre ayrılmış değil normalde. Bu Facebook grubunda derslere göre ayrılmış düzgün paylaşılmış sanırım yakın zamanda. Ben varken yoktu biz kendimiz denedik ama çok düzgün ayıramadık eksikler var. Bizim kullandığımız kaynaklar burada: https://drive.google.com/drive/folders/0B6OxDfNv-XnYQUJZNl9Yç09CazQ

Ama Facebook grubuna bakarak, her zaman en güncel kaynağı bulmak daha iyi. Gruba yazıp sorarsanız biri illaki gösterir. Derslere göre ayrılmış olarak çözmek daha iyi. Mümkünse o dersi çözmeden önce Samson dersanesinin ders notlarını kısaca okuyup ya da Oxford kitaplarından biraz okuyup sonra o dersi çözebilirsiniz. Ama konu okumaya çok zaman harcamayın, tekrarlıyorum çıkmış sorulara çalışmak yeterli. Sınavdan çıkınca hak vereceksiniz, keşke sorulara daha çok baksaydım daha az konu okusaydım diye :) Hatta son hafta sadece hızlıca cevaplara bakıp görsel hafızaya atın :)

PLAB 2’ye gelince, sınavla ilgili tek yaptığım şey sınavdan 1 ay önce kursa başlayıp (15-20 gün hızlandırılmış kurs şeklinde oluyor) kursta öğretilenleri 1 hafta tekrar edip sınava girmek oldu ve çok şükür ilk seferde geçtim. Ama bu biraz riskli bir hareketti, en ideali 2 ay öncesinde gidip 1 ay tekrar etmek. 3 ay önce gidilirse hep aynı şeyleri tekrar etmek bayacağı için tavsiye etmiyor hiç yapanlar. Bu sınavın sistemi yakın zamanda biraz değişti ve azcık zorlaştı diyorlar, eskisi kadar çıkmış soru çıkmıyormuş sanırım. Ben eskisinde girdim tam değişmeden önce, yenisini çok bilmiyorum. Yeni sınavla geçen Bekran’ın yazdığı rehberde PLAB 2 ile ilgili daha güncel bilgileri bulabilirsiniz. Ama genel format benzer. Sınav pratik, OSCE tarzı. Her bir istasyon kapısında vakayı ve görevi açıklıyor, 2 dakika onu okuyup giriyorsunuz, her odada geçirilen süre 8 dk. Her odada bir hasta rolü yapan insanla bir de sizi gözetleyen doktor oluyor.

1-2 tanesinde makette pratik (sütür atma, makete sonra, maketten kan alma vs, dersanede hep çalıştırıyorlar bunları aynı maketlerle) oluyor. Geri kalanında da hasta rolü yapan insanlar oluyor, öykü alıp teşhis koymanız ya da bazen tedavi önermeniz gerekiyor, kimi zaman da sadece sorularına cevap verme şeklinde oluyor. Çeşitli genel bölümlerden olabiliyor (cerrahi, pediatri, kadın doğum, dahiliye filan). Dersanede tüm senaryoları neredeyse harfi harfine öğrettiler, azcık oynama olsa da çok minimal. Teşhisler cevaplar hep aynı zaten. Ama işte son zamanda biraz değişti. Yine de sen girene kadar dersaneler yeni sisteme adapte olmuş olur muhtemelen, yine çıkmış sorular hep ellerinde olur muhtemelen. Yine de format hep benzer, biraz genel tıp bilgisiyle bile hallolur bilmesen de. En önemli şey sözel olarak sınava çalışan başka biriyle (aynı kurstan, benzer sınav tarihli biriyle) tüm senaryoları prova etmek. Biri hasta olacak biri doktor, sonra değişeceksiniz (doktor rolündeyken kopya çekmeden! :). Bunun önemini ne kadar vurgulasam az, bin kere de okusan bu pratiği yapmazsan olmaz bence, çok farklı bişi gerçekten o muhabbeti duraksamadan sürdürmek. Ama yaptıkça gelişiyorsunuz.

Bu arada Londra’da Hamed’in kursuna gittim ben, 650 pounddu, genelde bu civar. Memnundum ama hiçbiri mükemmel değil muhtemelen, standartlar baya düşük Tr’deki dersanelere göre, çok profesyonel değiller. Zira bu sınav sadece yabancı doktorlar için ve kursları da sınavları vermiş yabancı doktorlar açıyor genelde. Ama Hamed çok zeki ve iyi bi öğretmen, hafif çatlak ve sinirli olsa da. Sonuçta sayesinde geçtik doğrusu. Swammy de iyi diyolar Manchesterda. Çok bilmiyorum diğerlerini. Bence dersane faydalı ama size de görev düşüyor tabi.

PLAB 2 examinerlarından birinin sınavla ilgili tavsiyeleri: https://gmcuk.wordpress.com/2017/03/15/top-tips-from-a-plab-examiner-how-to-succeed-in-part-2/

Sınava hazırlanma motivasyonu

Özellikle net bir zaman limiti olmayıp ‘bi ara bu sınava girmem lazım’ mantığında olup erteleye erteleye bir türlü giremeyen arkadaşlar için kendi en önemli motivasyon sırrımı paylaşıyorum: Sınavlara kaydolmak ve bir de sınav sistemi değişecek korkusu idi :) Bir de whatsapp grubum!

Herkesin kendini motive etme yöntemleri ve koşulları farklıdır elbette, dolasıyıyla herkes için en mantıklı yöntem olmayabilir sınava kaydolup sonra çalışmaya başlamak. Ama bir şeyin arkanızdan koşturmasına ihtiyaç duran biri iseniz, sınava kadar olan sürede çalışmaya zamanınız var da tek eksikliğiniz motivasyonsa ve çalışırsanız geçme ihtimaliniz yüksekse muhtemelen bu yöntem size de uyabilir. 2-3 ay nispeten boşsanız genelde bu sınavların her biri için yetiyor, ama çok yoğun iş çoluk çocuk vs başka bi yoğunluğunuz varsa bu süre uzayabilir, mezun olalı yıllar olup genel tıp bilgilerinden uzaklaştıysanız, İngilizceniz yetersizse vs bu değişebilir. Ben geçebileceğime çok güvenmesem de sınavın kolaylığı ve benim o sırada boş olmam sayesinde bu gaza geldim ve iyi ki de öyle yapmışım. Sınavı kaç puanla geçtiğinizin de hiç önemi olmadığı için ertelemek çoğu zaman gereksiz, kendinize güvenin, güvenmeseniz de sınavın kolaylığına güvenin :) Ve erteledikçe daha iyi çalışma ihtimalinizin de her zaman olmama durumunu ve diğer başka potansiyel riskleri değerlendirin. Bu konuda kendi SWOTunuzu yapabilirsiniz mesela :) Şahsen sınava bir kere o parayı ödedikten sonra yazılıp da girmeme, girip de geçememe korkusu da beraberinde gelince başka motivasyona pek ihtiyacım kalmadı benim :). Gönül ister ki herkes her gününü süper motive bir şekilde, dış etkenlere bağlı olmadan önceliklerini çok iyi organize edebilerek vs yaşasın ama herkeste bu beceri yok, zaten modern hayat da bu becerileri geliştirmemize gerek bırakmayacak şekilde deadlinelarla kurulduğu için çoğumuzun geliştirmeye fırsat bulamadığımız beceriler. Geliştirmeyi bekleyene kadar hayat akıp gidiyor sonuçta, dolayısıyla beklemeden nasıl yapabiliyorsanız yapın bence. Biraz da kendinizi tanımakla ilgili bi durum.

Dolayısıyla kendi kendime o deadline’ı yaratmak zorunda kalmıştım ben :) Tabi sınav masrafları (Ben UK’de yaşadığım için en azından vize, gelip gitme vs yoktu), sınavdan kalınırsa kalma haklarından biri gitmesi, moral bozukluğu vs risklerini de düşünmek lazım. Ama kendinize bu tarz başka daha az riskli bir motivasyon yaratmaya çalışabilirsiniz erteleyip durmamak için. Örneğin yine sınav sistemi değişme ihtimali gayet hala söz konusu (UKMLA), muhtemelen her değişiklikte biraz daha zorlaşma olacak, ayrıca Brexit vs olsun, başka politik sebeplerle olsun vize kuralları vs sürekli değişiyor, hala mümkünken gelmek ve gelecekteki potansiyel kötü yönde değişmelerden kaçınmak da bence çok mantıklı (kesin gelmeye karar verdiyseniz).

5. Denklik (registration) başvurusu

PLAB 2’yi geçer geçmez GMC Online hesabınızdan ID check tarihi alın. GMC bi sizi çağırdıktan sonra alın dese de sistem izin verdiği ve herkes böyle yaptığı için diğer türlü dezavantajlı kalıyorsunuz. Kimsenin erkenden almanıza bisi dediği olmuyor ama GMC belgelerinizi onaylayıp gelin demediyse sürekli biriyle değiştirerek ertelemeniz ya da iptal etmeniz lazım. Bu GMC ofisine gidip tüm orijinal belgeleri gösterip denkliğinizi aldığınız gün oluyor. ID check alma işini son dakikaya bırakırsanız 1-2 ay kaybedebilirsiniz zira hemen doluyor. Facebook’ta PLAB 2 gruplarında filan ID check tarihini değiştirme ilanları oluyor hep. Belgeleri yetişmeyen biriyle değişim yapıyor (aynı anda anlaşıp bırakıp birbirinizin tarihini alıyorsunuz).

Yine PLAB 2’yi geçer geçmez GMC Online’dan registration başvurusu yapılıyor. Sonrasında size gerekli belgeleri mail atıyorlar. Belgeleri toplayınca tarayıp tek pdf halinde onlara mail atıyorsunuz, tüm belgeleri onaylarlarsa ID check’e gelebilirsiniz diyorlar. Belgelerden en gıcık olanı başka ülkelerdeki tıp registration bilgilerini sormaları. Bizde sistem biraz daha farklı olduğu için biraz karışıklık oldu bende. Tabipler Birliği’nden ya da Sağlık Bakanlığı’ndan registration detaylarını isteyen ve aynı zamanda Good Standing bildiren bir belge istiyorlar. Tabipler Birliği bu konuda beni çok uğraştırdı. Üye değildim, ama Good Standing’i vermişlerdi. GMC de registration tarihi yok diye sıkıntı yaptı. Sonra üye oldum, o zaman da üyelik tarihimi yazdılar ama diplomamı aldığım tarihi yazmadıkları için 112’de registration olmadan çalışmışım gibi oldu, sorun oldu. Sağlık bakanlığı da öyle bir belge vermeyiz dedi. Bunun üzerine 112’de çalıştığım için İl Sağlık Müdürlüğünden aldım, kabul edildi. Ama benim kadar sıkıntı yaşayan görmedim. Bu nedenle benim denklik işi 2 ay filan sürdü ama 2-3 haftada alan da var. Bir de GMC son 5 yılda yaptığınız her şeyi sorduğu için onlardan referans isteyebiliyor. Ama her yerden istemiyorlar, bende sadece doktorluk dışı yaptığım şeylerden (research filan) istediler. Bu referans da onların hazır formunu doldurmak üzerine. Neyseki bende 112’den istemediler, zira herkes yanaşmıyor öyle bi formu doldurmaya. Onun dışında çok zor değil bir şekilde halloluyor ama biraz kuralcılar.

6. İş bulma

Denkliği aldıktan sonra iş bulmamanız imkansız gibi bir şey. Ülkede şu anda deli gibi doktor açığı var ve en fazla 2-3 ayda birden fazla teklif almamanız çok zor.

Londra istiyosanız belki en fazla 1 ay daha sürebilir ama eninde sonunda bulursunuz. Hele deneyimliyseniz muhtemelen havada kapılırsınız. Panik olup ilk gelen teklifi kabul etmeyin, sonra geri çekerseniz hastanenin sizi GMCye şikayet etme ihtimali var. GMC kurallarında bu yazıyor.

Ben şahsen çok az doktorluk deneyimime, yaklaşık 2 yıldır doktorluk yapmıyor olmama rağmen 10 mülakata çağrıldım, 5’inden teklif aldım ve iyi ki gaza gelip ilk geleni kabul etmemişim ki en son tam istediğim işe girmek nasip oldu.

https://www.jobs.nhs.uk/ sitesinde tüm işler yayınlanıyor. Burda bi profil oluşturup sonra tüm işlere aynı şeyle ya da ufak tefek değişiklikler yaparak başvurabilirsiniz. Aradığınız işe göre değişse de genel sık kullanılan keywordler Trust, clinical fellow, junior clinical fellow, SHO, Senior House Officer, F2, FY2, foundation year 2 vb. Trust grade ya da clinical fellow = non-training iş demek. Zaten açıkçası bu sitedeki çoğu iş non-training çünkü training işlerine https://www.oriel.nhs.uk/Web/Account/LandingPage diye bir siteden sadece belli zamanlarda başvuruluyor.

Eğer nispeten yeni mezunsanız ve Londra’da kalmak konusunda bi zorunluluğunuz yoksa (ya da vize sorununuz yoksa Londra’da da belki girebilirsiniz) FY2 LAT pozisyonu çok iyi bir şey ama Londra dışında bile girmesi biraz zor ve baya önceden başvurmak gerekiyor. Bu konuda güzel bir açıklamaya şu linkten ulaşabilirsiniz: https://docs.google.com/document/d/1umRPluZ-6uU0W1dkHZqckFhtKASpAjb12HZU11nbqxQ/edit?usp=sharing

Non-training F2 seviyesi için FY2, F2, Foundation Year 2 (F1 için de benzer şekilde) diye aratılabilir. Bir de ST1, CT1 vs diye aratılan işler var, o da F2den biraz daha kıdemli ama çok büyük bi fark yok. SHO oldunuz mu hepsi aynı gibi. İş ilanları genelde 1 ay filan kaldığı için duyuru açılır açılmaz başvurursanız mülakata çağırılmak genelde 1 ay filan sürebiliyor, ama hastaneye göre çok değişebilir. Ondan her gün 3-5 tane başvurun. Sonra mülakat için tarihi emaille atıyorlar. Burada mülakatlara nasıl hazırlanılacağı çok güzel anlatılmış, mutlaka okuyun: http://omarsguidelines.blogspot.co.uk/2015/06/giving-successful-interview.html

Zaten 2. Mülakattan sonra hep aynı format olduğu için alışıp açılıyorsunuz. Her mülakata 2-5 kişi filan çağırılıyor, yani şans baya yüksek. Kendinize güvenli olduğunuzu belli etmek en önemli şey. Her mülakatta mutlaka bir CV’nizin üzerinden geçin deniyor, sonra genelde bir klinik senaryo verip ne yapardınız diye soruluyor ve ardından Audit nedir vs soruluyor. Klinik senaryolar neredeyse daima Oxford Handbook of Clinical Medicine’in arkasındaki Emergency bölümünden çıkıyor. O bölümü birkaç kez okuyun iyi bilin. UK’de staj filan yaptıysanız burada ne gibi farklılıklar var Türkiye’ye göre diyebilirler, birkaç etik soru sorabilirler, yaşadığınız zor bi durum/yaptığınız bir hata ve onu nasıl manage ettiğiniz gibi davranışsal sorular sorabiliyorlar. Genelde yarım saat sürüyor ve sonrasında ya o akşam ya ertesi gün mail ya da telefonla sonucu söylüyorlar. Ardından kabul ederseniz resmi işlemler başlıyor.

7. Vize

Eğer Avrupa veya UK vatandaşı ya da böyle biriyle evli iseniz zaten bu konuyu dert etmeye gerek yok, herhangi bir kısıtlama yok. Ama diğer durumda çeşitli seçenekleriniz var:

En yaygını başvurduğunuz hastanenin size Tier 2 sponsoru olup çalışma vizesi sağlaması. Ancak bu vize sadece o kurum için ve o kurumda çalıştığınız süre için geçerli. İşin süresine bağlı olarak genelde başta 1 yıllık, sonrasına 3 yıllık filan alıyor çoğu insan.

Training olmayan işler için bu genelde baya kolay olsa da training işlerinde resmi ve ülke çapında bir sistemle başvurulduğu için eğer yeterli sayıda UK ve EU başvuran varsa sizi değerlendirmeye almıyorlar bile, ama yoksa (Londra dışında olabiliyor) o zaman vizenizi de verirler. Bir diğer seçenek de, non-training işte çalıştığınız hastanenin sizi traininge kabul etmesi durumu oluyormuş.

Diğer bir ihtimal eşinizin sizden önce işe girip kendi Tier 2 vizesini alırsa size Tier 2 dependent vizesi veriliyor. Bu vizeyle herhangi işte vize sponsorluğu ve başvurusuyla uğraşmadan çalışabiliyorsunuz ama training işlerde çalışamıyorsunuz. Yani yine resmi ‘training’ işlerini yapabilmek için başvurduğunuz hastanenin size yeni, kendinize ait, dependent olmayan Tier 2 Vize vermesi gerekiyor.

Bir alternatif de, aynı çalışma vizesi/ Tier 2 dependent vizesi ile burada 5 yıl kalırsanız Indefinite Leave To Remain (ILR) yani kalıcı oturum hakkı kazanıyorsunuz ve vize kısıtlamanız kalkmış oluyor. Bundan 1 yıl sonra da vatandaşlığa başvurabiliyorsunuz.

Dependent vizeyle başlamanın avantajı her seferinde iş değiştirirken vize başvurusuyla ve masrafıyla uğraşmamak, ancak 5 yılınız dolmadan kendi Tier 2’nize geçerseniz ILR için sayaç yeniden başlıyor. Bu durumda ya yeniden 5 yıl bekliyorsunuz ya da bu değişimler sürekli devam ederse toplam 10 yıla ulaştıysanız o zaman da başvurabiliyorsunuz ILR’ye. Burada uzun süre kalacaksanız çok sorun değil ama vatandaşlığı alayım sonra Türkiye’ye öyle döneyim diyorsanız bilmekte yarar var.

Öğrenci vizesi ile veya başka bir sebepten aynı vize altında bir türlü 5 yılı dolduramazsanız da toplam 10 yıl kaldıysanız direk yine ILR’a başvurabiliyorsunuz. Ankara Antlaşması ile de 4 yıl. Yani bu süre tamamlanana kadar non training işlerde çalışıp sonradan bu deneyimleri saydırıp ‘training number’ alıp yine uzman olabilirsiniz.

Sadece birkaç sene kalıp deneyim edinmek isterseniz de zaten yine işe girip vize almak hiç zor değil, non training bir seviyede çalışıp geri dönebilirsiniz.

2019 Ekim’de doktorlar için önemli bir vize kuralı değişikliği oldu ve tüm doktorlar ‘Shortage of Occupation’a alındığı için, training ve ya non-training işlere başvururken, vize kuralları açısından UK ya da EU vatadandaşı/EEA rights’a sahip kişilerin bir avantajı kalmadı. Bunun yarattığı en önemli farklardan biri, yabancı doktorların da her uzmanlığın ilk yerleştirmelerine (Round 1) başvurma ve girebilme hakkı getirmesi. Bundan önce bazı uzmanlıklara yabancıların girmesi imkansıza yakın ya da çok zordu ancak artık bu konuda vize anlamında bir dezavantaj kalmadı.

Bu değişim burada da güzel açıklanmış:

https://thesavvyimg.co.uk/can-i-apply-in-round-1-of-specialty-recruitment-as-an-img/

8. İngiltere’de uzmanlık sistemi

Bekran’dan:

(İngiltere’de tıp sistemi gerçekten karışık ve her pozisyon için hem training hem de non-training seçeneği var. Training pozisyon size kariyer yapma şansı veriyor, consultant olana kadar yükseliyorsunuz, asistanlığınız boyunca yaptığınız her şey kayıt altına alınıyor (ePortfolio) ve aynı hastanede devam etme şansınız yüksek oluyor. Non-training pozisyonlar ise bizim kadro doldurmak üzerine işe alınan pratisyenlerimiz gibi, trust grade ya da clinical fellow olarak geçiyor. Genelde 6 ay-1 senelik kontratınız oluyor ve bu senenin ardından başka bir hastane aramanız gerekebiliyor.)

Burada tıp fakülteleri 5 yıl ve onun sonunda mezun olduktan sonra önce Provisional Registration diye bir şey alıyorlar ve ancak bir sene Foundation Year 1 (F1) yaptıktan sonra full registration (doktorluk yapma hakkı) alabiliyorlar. F1 bizim intörnlüğe biraz benzese de daha çok sorumluluk veriliyor ve normal maaşlı iş oluyor. Esasında bizim çömez asistanla intörnlük arası bir konumda gibi.

F1’dan sonra herhangi bir uzmanlık yapabilmek için Foundation Year 2 (F2) yapmaları gerekiyor. F1’a göre biraz daha sorumluluk, bizdeki çömez asistanın hafif kıdemlenmiş hali gibi. Normalde buradan mezun olanlar F1 ve F2’yi ardarda yapıyorlar.

Bu F1 ve F2’da dörder aylık 3 rotasyon oluyor, her sene Ağustos’ta başlıyor. Bize göre en farklı şeylerden biri F1 ve F2 seviyelerinde nerdeyse hiç poliklinik (outpatient) olayı yok. Burada onları hep kıdemliler yapıyor. Genellikle Dahiliye, Acil, Kadın Doğum, Cerrahi gibi temel branşları içeriyor ama Psikiyatri filan içereni de var.

Bu ikisine topluca Foundation Programme deniyor ve bunları sağlayan oluşumlara Foundation School deniyor. Bunlar belli bir bölgede yer alan hastanelerin birleşerek oluşturduğu “Deanary” oluyor ve bu resmi F1-F2 programını yapacak olursanız ikisi de aynı Deanery içinde yer alıyor. Malesef bu bölgeler şehirlere göre değil ve çoğunun yarısı Londra içinde yarısı Londra dışında. http://www.foundationprogramme.nhs.uk/pages/home

Bu programa yalnızca 1 yıllık F2 (stand alone F2 deniyor) için de başvurmak mümkün.

Açıkçası yurtdışından gelen doktorlar olarak bizlerin bu resmi Foundation Programıyla çok bir işi yok. Özellikle bizim intörnlüğü genelde F1 yerine saydıkları için genelde direk Full Registration alınıyor. Ancak uzmanlık programlarına başvurabilmek için F2 competency diye bir şey gerektiyor. Eğer halihazırda mezuniyet sonrası en az 12 ay deneyiminiz varsa ve son 3 yıl içinde en az 3 ay beraber çalıştığınız bir uzman doktor sizin F2 competency belgenizi imzalarsa doğrudan F2’den sonraki seviyeye başvurabiliyorsunuz. İmzalayan kişi GMC registered veya İngiltere’den olmak zorunda değil. Ancak sisteme adapte olmak için bu seviyelerden başlamak isterseniz bunların non-training yani Trust grade denilen alternatifleri var ve bunlar genelde İngilizlerin tercih etmediği ya da birinin istifa ettiği için açık kalan pozisyonlar oluyor. O durumda tam Ağustos’tan Ağustos’a 1 sene olmak zorunda olmuyor. Mesela benim Trust Grade F1 işim Aralık’ta başladı, Ağustos’ta bitecek. Ben yani 8 aylık (toplam 2 rotasyon) yapmış oldum.

F2’den sonra yapılmak istenen uzmanlığa göre farklı yollara ayrılıyorlar.

Örneğin GPlik (General Practice, bizdeki Aile Hekimliği uzmanlığı gibi) için 3 yıllık training var. GP uzmanlığı yapmadan Aile Hekimliği yapamıyorsunuz. 18 ayı farklı bölümlerde rotasyonlar ve 18 ayı GP’likte geçiyor.

Diğer uzmanlıklar için genelde Core Training (CT) denen 2-3 yıllık bir eğitim var. Dahiliyede Core Medical Training, Cerrahide Core Surgical Training diye geçiyor. Buna alternatif olarak F2’den sonra uzmanlık istediğiniz bölümün direk Specialty Training (ST1) seviyesinden de başlamak mümkün.

Bu noktada hala uzmanlık eğitimi içinde değilsiniz tam ama “training” ya da “non-training”/ “Trust grade” olarak çalışıp gitgide tecrübenizi ve seviyenizi artırabiliyorsunuz. CT2 ya da ST2’den sonra uzmanlık eğitimlerine başvuruluyor. Bunlar ST3 seviyesi diye geçiyor ve yine bölümüne göre ordan sonra 5-6 yıl daha sürebiliyor. Bu seviyede adınıza Registrar deniyor. Bizdeki asistanın denki burda bu aslında ama direk kıdemli bir asistan oluyor.

Bu eğitim bitince de “Consultant” seviyesinde işe girebiliyorsunuz. En kıdemli seviye bu, bizdeki uzmanın karşılığı gibi. Burada uzmanlık eğitimini bitirdikten sonra otomatik olarak “Uzman=Consultant” olmuyorsunuz. Tam olarak nasıl bir aşama gerekiyor bilmesem de Consultant olarak işe girince o seviyeye ulaşmış sayılıyorsunuz. Consultant’dan daha kıdemli bir seviye yok gibi zaten sonra.

Burada genel dahiliye uzmanlığı diye bir şey yok tek başına, o uzmanlık eğitimi kısmı direk yandalda oluyor. Her bölüm nasıl ben de daha tam bilmiyorum. Bu sitede daha ayrıntı var: http://specialtytraining.hee.nhs.uk/

Hastanede nöbetlerdeki filan sorumluluk seviyenize bakarsanız F2’den itibaren Registrar olana kadarki tüm seviyelerde SHO (Senior House Officer) diye geçiyor ve sorumluluklar benziyor. En rahatı F1, bizdeki intörnlüğe benzer şekilde pek bir sorumluluğu yok. Bize göre birazcık daha fazla olsa da kendi kendini alman gereken karar çok az. Nöbetlerde ilk etapta hastayı değerlendirmek gerekse de ciddi bir şey varsa hemen SHO’ya ya da Registrar’a haber vermeniz bekleniyor zaten. Junior Clinical Fellow diye geçen non-training işler de SHO seviyesi oluyor. Her hastane farklı isimlendirebildiği için işlere başvururken kafa karıştırsa da temelde hepsi aynı yere çıkıyor. Bu seviyede birçok şeyi kendiniz halletmeniz beklenirken gerekirse önce Registrar’a, o yoksa veya çözemezse Consultant’a soruluyor.

Hangi uzmanlıklara girmesi daha kolay/zor diye çok soruluyor. Aşağıdaki linkten her seneki competition ratio’lara bakabilirsiniz.

https://specialtytraining.hee.nhs.uk/Competition-Ratios

Cerrahi imkansız diye bir inanış var ama vize kuralları 1 sene önce değiştiğinden beri artık yabancı olarak her bölüme 1. yerleştirmelerle başvurabiliyoruz ve İngilizler otomatik olarak önümüze geçmiyor, dolayısıyla sınavlar ve mülakatlarda onların önüne geçebilirseniz sistematik olarak sizi engelleyen bir kural yok.

9. Kişisel deneyimim, sınavlar ve işe girme sürecim

Ben Marmara’dan 2014’te mezun olduktan sonra sadece 2 ay 112’de çalıştım. İntörnlük sırasında yurtdışına gitme düşüncelerim başlamıştı, sonra eşim İngiltere’de iş bulunca 112’den istifa ettim ve Londra’ya yerleştik. TUS’a 5. Sınıfta dersaneye gitmiştim ama onun dışında çok da yoğun çalışma fırsatım olmamıştı. 6. Sınıfın başından beri yurtdışı düşünmeye başladığım için dersaneyi bıraktım ve TUS’u da bıraktım denebilir. Fikir ve cesaret vermesi açısından, fakültede ortalama bir öğrenciydim ve PLAB sınavlarını vermeden önce 1-1.5 sene hastane ve tıp ortamlarından uzaktım, tıpa yönelik bir şey çalışmıyordum ve tüm sınavları maksimum 2-3er aylık çalışmayla ilk seferlerde geçtim. Bunu kendimi övmek için değil herkesin yapabileceğini göstermek için yazıyorum. Dolayısıyla çok iyi bir öğrenci filan olmanıza gerek yok bunları yapabilmek için. PLAB Facebook sayfasını incelerseniz benzer birçok öyküyle karşılaşacaksınız :) Açıkçası birçok insanın USMLE yerine PLAB tercih etmesinde sınavın çok daha kolay olması en önemli etkenlerden.

İngiltere’ye gelince ilk sene başka kariyer niyetlerim vardı, farklı birkaç şey yaptım. Dolayısıyla başta PLAB’ları ve İngiltere’de doktorluğu ne düşündüm ne araştırdım, ayrıca burada imkansız olduğuna dair önyargılarım/duyduklarım vardı. Yaklaşık geldikten 1 sene sonra doktorluk denkliğini denemeye karar verdim. Gittiğimden beri ara ara yavaş tempoda kendi kendime İngilizce çalışsam ve ister istemez İngilizce’ye maruz kalsam da her gün düzenli bi yerde çalışmadığım yada okula girmediğim için çok da hızlı gelişmedi. Ama buraya yerleşmeyi kafaya koyduğumdan beri yani gelmeden 1 sene öncesinden itibaren izlediğim şeyleri İngilizce altyazılı ya da altyazısız izlemeye başlamıştım. İngilizce kursuna hiç gitmedim. Esas yoğun ve IELTS’e yönelik olarak sınav tarihimi aldıktan sonra 3 hafta kadar çalıştım, ilk seferde 2015 Eylül’de geçtim. Sonra PLAB 1’i Mart 2016, PLAB 2’yi de Haziran 2016’da geçtim, denkliği Eylül 2016’da aldım (baya bi belge sorunu yaşadım, normalde birkaç hafta sürüyor).

İlk işime Aralık 2016’da Londra’da King’s College Hospital’da Dahiliye (Acute and General Internal Medicine) bölümünde 8 ay Trust grade Foundation Year 1 (F1) doktoru olarak başladım. Birçok insan, özellikle gelmeden biraz deneyimi varsa en azından SHO seviyesinden başlıyor. Benim çok deneyimim olmadığı ve riske girmek istemediğim için F1 seviyesinden başladım ve memnunum. Sisteme fazla sorumluluk olmadan alışma fırsatı buldum.

Sonrasında Ağustos 2017’de aynı hastanede 10 ay Junior Clinical Fellow (JCF) olarak Dahiliye’de devam ettim. Bu SHO seviyesi oluyor ve registrarlığa yani specialty traininge geçene kadar SHO olunuyor. Bu tarz işlerde, F2 denkliği, gerekirse CT denkliği de alınabiliyor hocalar imzalarsa. Bazı senelerde eski yıllarda imzalanan formları kabul etseler de, zaman zaman kurallar değişiyor, mesela 2020 Ağustos’ta uzmanlık eğitimine başlayacaklardan yeni form istiyorlar. F2 denkliği, yeni adıyla CREST formunu İngiltere’den de başka ülkeden de bir uzman imzalayabilir, ancak uzmanlığa başlamadan önceki 3.5 yıl içinde, sizinle en az 3 ay boyunca tam zamanlı çalışmış olması gerekiyor ve GMC registration’u yoksa sahip olduğu registrationun kanıtının noter onaylı çevirisini de yollamak gerekiyor. Bu konuda şu linklere bakabilirsiniz (kaynaklara da koyacağım)

https://www.oriel.nhs.uk/Web/ResourceBank/Edit/MTA3NA%3D%3D

https://specialtytraining.hee.nhs.uk/Resources-Bank

https://omarsguidelines.blogspot.com/2019/10/the-2020-foundation-competency-crest.html

Ağustos 2018’de Jenni Tapanila’nın Turkish doctors in the UK grubunda da yayınladığı röportajda da biraz daha buradaki deneyimlerimden bahsettim:

https://docs.google.com/document/d/1fZJMeItqYKQQiV2GDU8yXi53gzXC575fMgXEnF9c2-Q/edit

O sırada GP düşünüyordum ama çok emin değildim, neyseki bir şekilde yolum psikiyatriye çıktı ve şu anda gerçekten sevdiğim bölümü buldum.

İlk IELTS’ime girmekle burada doktor olarak işe başlama günüm arasında toplam 1 yıl + 3 ay gibi süre var ve genelde çoğu insan için ortalama bu kadar sürebiliyor. Sınavlara daha az sürede çalışıp tarihleri tam denk gelirse biraz daha kısalabilir ama yine de 1 yıla yakın sürer tahminim.

Birçok insan en çok zorlandıkları aşamanın IELTS olduğunu söylese de bu kişiden kişiye çok değişir. IELTS için benim şansım Boğaziçi’nde İngilizce hazırlık okumam ve İngilizce tıptı sanırım. Tabi sınavı aldığım sırada 1 senedir İngiltere’de yaşıyordum ama bunun yarısı filan evde kendi kendime bir şeyler çalışarak geçti. Yine de sonuçta anadilim değil ve mükemmel bir İngilizcem olduğunu hiç bir zaman düşünmedim, hala da öğrenmem gereken çok şey var, sonuçta hiç bitmeyen bir öğrenme süreci.

Ben eş durumundan direk mezun olup gelince Türkiye’de deneyim elde edecek şansım olmadı ama mümkün olsaydı Türkiye’de acilde bile olsa biraz daha deneyim edinmeyi ve işlerimi ayarladıktan sonra gelmeyi tercih ederdim. Araştırma ve klinik deneyim önemli. Öyle olunca iş bulmak da biraz daha kolaylaşır ama açıkçası bence denkliği aldıktan sonra iş bulmama şansı yok zira çok açık var. Ben neredeyse hiç deneyimim olmadığı ve çok etkileyici bir CV’im olmadığı halde Londra’da kolayca güzel bir rol buldum. Bir çok yerden de kabul aldım. Londra’da bulamazsın diyenlere inanmayın, özellikle training işi olmayınca hiç öyle bir sıkıntı yok, her gün bir sürü yeni iş ilanı açılıyor.

Buraya bir de LinkedIn hesabımın linkini koyuyorum özet olarak deneyimim hakkında fikir vermesi için: https://www.linkedin.com/in/busraacarsevim/

10. İngiltere’de yaşam

Genel olarak insanlar toplumda birbirine saygılı ve medeni şekilde yaşamayı biliyorlar, İngilizler kibarlıklarıyla ünlü, bazen göstermelik gibi de olsa ben bu nezaketi samimi bir kabalığa tercih ediyorum şahsen. Toplumda eğitim ve görgü seviyesinin yüksekliği hayatın her alanında kendini gösteriyor ve günlük hayatı olumlu etkiliyor. Tabi ki genellemek çok doğru değil ve her kişiyi ayrı değerlendirmek lazım ama ortalama bir İngiliz iş arkadaşlığı ve toplumda birlikte yaşamak için gayet iyi bence. Yakın arkadaş olmak için kafanız ne kadar uyar bilemem ama biraz içlerine kapanık ve mesafeli olabiliyorlar. Ben şahsen yine bizim kültürümüze daha yakın memleketlerdeki insanlarla daha kolay arkadaş oluyorum.

İngiltere genel olarak güzel ülke, gezilecek birçok güzel yerler var. Havasının çoğunlukla bulutlu olması bazen baysa da zannedildiği kadar yağmur yağmıyor ve yağsa da çoğu zaman hafif yağıyor.

Türk mahallelerinde her tür özlediğiniz malzemeyi, güzel Türk restoranlarını bulabilirsiniz. Buralar daha çok kuzey Londra’da oluyor, Green Lanes, Dalston Junction merkeze nispeten yakın olan Türk mahalleleri.

Yurt dışında yaşamanın en büyük zorluklarından biri tahmin edilebileceği gibi aile ve arkadaş özlemi. Bu da yine alışılabilen bir şey olsa da özellikle başlarda zor oluyor. Sonra da ara ara yokluyor. Arkadaş edinmek özellikle de yabancı bir ülkede bir yaştan sonra çok kolay olmadığı için eksikliği hissediliyor, ayrıca tabi yıllanmış eski arkadaşlıkların tadını vermiyor. Türkiye’ye yakın olduğu için sık sık gidilip gelinse de burada sosyal hayatınızın olması için arkadaş edinmek şart. Biraz da kişisel beceri ve şansa bağlı. Yine de en azından Türkiye’ye kolay gidilip gelindiği için gurbette olma hissini daha dayanılabilir kılıyor.

Sonuç olarak ben şahsen şimdiki aklımla yine olsa yine gelirdim, umarım siz de kendiniz için en doğru kararı verirsiniz ve her işiniz rast gider!

11. Maaşlar ve alım gücü

Burada çok güzel açıklanmış maaşlar, genelde bu civarda oluyor: https://naseersjourney.com/2017/03/23/pay-scales-for-junior-doctors-in-the-uk/

Kazancın alım gücü, özellikle Londra’da oturunca Türkiye’den biraz daha kötü ama biraz da önceliklerinize ve neye harcamayı sevdiğinize göre değişir. En yüksek masraf kira. Genel olarak hizmet sektörü (kuaför, bakıcı, temizlikçi vs), kiralar, toplu taşıma ve market alışverişi filan pahalı ama artık çoğu insanın harcaması dünyanın her yerinde aynı fiyata satılan şeylerden de oluştuğu için (bilgisayar, telefon, ünlü kıyafet mağazaları, uçak vs) onlarda çok fark etmiyor. Tabi kiradan vs bunlara ekstra para kalırsa. Bir de çok kazanmak isterseniz ekstra locum denen nöbet tutma olayı tamamen yasal ve iyi para veriyorlar genelde.

Hayat kalitesi olarak en kötü kısmı ev kalitesi. Özellikle Londra’da Türkiye’deki evlerin lüksünü ve büyüklüğünü unutmanız lazım. Kiralar oldukça pahalı ve evler eski. Genellikle eşyalı. Bulaşık makinesi büyük lüks. Bir şekilde alışılıyor ve idare ediliyor ama önceliklerinize bağlı. Ev almak baya ütopik gibi geliyor zira çok uçuk fiyatlar. Ama bunları hep Londra için söylüyorum. Londra’da da merkezde oturmazsanız biraz daha uygunlaşıyor evler. Bir de kimse yaşayan kişi sayısından fazla odalı evde yaşamıyor neredeyse. 2 kişi için çoğunlukla 1+1 evde oturuyor herkes, zira her ekstra oda fiyatı baya artırıyor. Birçok doktor ve iyi işlerde çalışan insanlar tanıdığı/tanımadığı insanlarla ev paylaşıp oda kirası veriyor, o bile ortalama ayda 700-800 poundu buluyor. 1+1 eli yüzü düzgün, merkeze çok uzak olmayan bir ev için en az 1200 poundu gözden çıkarmak lazım ayda, ki genelde 1600-1700’lere kadar çıkmanız gerekebilir istediğiniz standartlara göre. Genel olarak Londra güzel şehir ama tabi kalabalık. Trafik baya var ama toplu taşıma çok iyi olduğu için araba neredeyse gereksiz. Ulaşım pahalı ama güzel işliyor.

Londra’da ev kiralama sürecini çok güzel anlatan bir yazı var: http://www.bizbizelondon.com/2017/06/29/ingilterede-ev-kiralama-sureci/

Londra dışında evler çok daha uygun ve düzgün ve iş bulmak da daha kolay deniyor ama bu sefer de yabancı oranı daha az. Londra’da yabancı sayısı hem hastalar hem sağlık çalışanları açısından çok fazla, neredeyse %40 filan, o nedenle çok yabancılık çekmiyorsunuz, herkes alışık yabancı doktora.

Londra güzel şehir olduğu ve gezecek çok yeri olduğu için, özellikle başlarda Londra’da yaşamak güzel ve avantajlı olsa da, bir süre sonra her yerini gezince bu avantajı azalıyor.

Bir avantajı da, Türk ve Müslüman daha çok var. Bu nedenle Türk yemeği ve tercih ederseniz helal yemek bulmak da genelde Londra’da kolaylıkla mümkün oluyor. Merkezde daha zor olsa da bir şekilde bulunuyor. Olmazsa da vejetaryenlik çok yaygın olduğu için her ortamda mutlaka vejetaryen yiyecek net bir şekilde etiketlenmiş oluyor. Genel olarak her türlü kültüre saygılı oldukları ve alerji türü şeylere çok dikkat ettikleri için restoranlarda neyin içinde ne olduğu sorusuna çok net cevap alabiliyorsunuz.

Ek olarak, Jenni Tapanila’nın yaptığı örnek yaşama masrafı senaryoları (çok faydalı ve gerçekçi olduğunu düşünüyorum)

https://docs.google.com/spreadsheets/d/1d2hY_nm7NOyHJybwt0U8uTuORl9XtFXC8nVn0oYzxxs/edit?usp=sharing

Bir de bu konuda şu yazım faydalı olabilir:

https://kendisinindoktoru.com/yazilar/ingilterede-yasam-kosullari/

12. Malpraktis mevzuları - Hadiza Bawa Garba vakası ile ilgili özet

UK’de bir pediatri registrarı, 6 yaşında sepsisten ölen bir çocuğun ölümünden sorumlu tutulup 2 yıl hapse ve doktorluktan men edilmişti ne yazık ki.

Özetle temel sebep her gün NHS’te yaşanan aksaklıklar ve doktor günah keçisi olmuştu.

Nijerya doğumlu ancak tıbbı İngiltere’de okumuş, yıllarca İngiltere’de başarılı ve hatasız bir doktorluk kariyerine sahip olan Hadiza, bu olay yaşandığı gün 13 aylık doğum izninden döndüğü ilk gün, ilk kez çalıştığı hastanede induction olmadan pat diye 5 servis ve bir acil yatış ünitesinden tek başına sorumlu olmak zorunda kalmış (işe gelemeyenler olduğu için), hocası eğitimdeymiş, hastanede kan sonuçları sisteminin bozulduğu güne denk gelmiş, ishal ve kusmayla gelen Down sendromlu ve kalp hastası Jack’in aslında pnömoni olduğunu ancak diğer yoğun işlerinden (başka bir çocuğa LP yapmak gibi) fırsat bulup Xraye bakınca farkedip antibiyotik başlamış ama buna rağmen Jack maalesef o akşam arrest olmuş ve dönmemiş. Ayrıca videoda anlattığı gibi en son gördüğünde toparlamış bi haldeymiş ondan çok hasta olduğunu düşünmemiş. Xraye de 3 saatlik bir gecikmeyle bakmış ve xray çekildiği kendisine haber verilmemiş. Ayrıca Hadiza reçete etmediği halde annesi çocuğun normalde aldığı enalaprilini vermiş (hastayı çok iyi bilmeyen kendisi de pediatride ilk günü olan bi SHO’ya danışmışlar ve Hadiza’ya haber verilmemiş)

Daha çok sistem hatalarının kurbanı olduğunu düşünen pek çok doktor bu karardan sonra örgütlendi, Justice for Hadiza Bawa Garba diye gruplar kuruldu, https://www.facebook.com/groups/156820191537071/

Hadiza’nın doktorluktan men edilmesi kararına itiraz etmek için crowdfundingle para toplandı ve çok yakın zamanda lisansı geri verildi.

http://54000doctors.org/letters/team-hadiza-statement-13aug2018.html

Vaka ile ilgili daha fazla detayları buradan okuyabilirsiniz.

http://54000doctors.org/blogs/whos-interests-are-the-gmc-really-trying-to-serve-in-the-bawa-garba-case.html

13. Psikiyatri uzmanlığı

Ben Şubat 2019’dan beri psikiyatri dalında Trust Grade CT olarak çalışıyorum (Camden and Islington NHS Trust). Ve inşallah Ağustos 2020’de de Londra North East bölgesinde psikiyatri uzmanlığına başlayacağım. Bu konuda gelen sorulara cevap olması açısından deneyimlerimi paylaşmak istedim.

UK’de psikiyatri sistemi ve uzmanlık

Türkiye’de tıp fakültesindeki rotasyonlar dışında psikiyatri deneyimim olmadığı için tam karşılaştıramıyorum, ama buradakini anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle 3 sene Core Psychiatry Training, sonra da 3 sene yandal (specialty psychiatry training) yapılıyor. İlk 3 seneyi bitirince psikiyatrist olarak çalışamıyorsunuz ne yazık ki. Core medical ya da surgical training de böyle.

Yan dallar burada şu şekilde ayrılıyor:

CAMHS (Child and Adolescent Mental Health) - Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

General Adult Psychiatry (Genel Erişkin Psikiyatrisi) 18-65 yaş arası

Liaison Psychiatry (Acile gelen ya da normal hastanede yatan hastalara konsa gidenler burada kendi başına ayrı bir bölüm)

Older Age - Geriatrik Psikiyatri (65 yaş üstü - vaka bazinda istisnalar olabiliri, örneğin erken demansı olan hasta 55 yaşuıdaysa dahi older age psikiyatri takip eder))

Medikal Psikoterapi - Bu yandalı yapanlar adı üstünde psikoterapi ağırlıklı çalışıyorlar. Ancak diğer psikiyatri uzmanları da bu konuda deneyimlerine göre psikoterapi yapabilir; hatta eğitim sürecinde psikoterapi deneyimi olmazsa olmaz koşullardan biri. Bir çok psikiyatri uzmanı ek eğitimlerle çeşitli psikoterapi ekollerinde terapi uygulamaları yapıyorlar. Ayrıca medikal psikoterapi ile genel erişkin psikiyatrisinin ikisini birden kombine eden, ekstra 1 sene daha uzun bir yandal opsiyonu da var.

Burda yatak kapasitesi az olduğu için hastaneye ancak çok kötü durumdaki hastalar yatıyor. Genelde psikoz (şizofreni, bipolar) yada çok ağır depresyon, intihar düşüncesi ile.

Hastaneye yatışın alternatifleri olarak Crisis House, Crisis Team ya da supported accommodation (yardımcı sağlık personellerinin çalıştığı, yurt benzeri kurumlar) şeklinde seçenekler de var. Crisis House, kilitli olmayan, hastaların isterlerse çıkabildikleri, daha hafif vakaların yattığı yerler.

Crisis Team (Kriz ekibi), 24 saat telefonla aranıp bilgi alınabilen, gerekirse kriz dönemindeki hastalara her gün ya da gün aşırı ev ziyaretleri yapabilen bir ekip.

Bir de ruh sağlığı problemlerinden dolayı bağımsız yaşamını sürdüremeyen kişiler için geçici ya da ömür boyu kalabilecekleri supported accommodation’lar var. Bunlarda da hemşire ve social worker’lar oluyor. Hastalar biraz daha monitorize olabiliyor, bir nevi yurt gibi.

Uzmanlık yapmak için, F2 competency’sini aldıktan sonra, ilk olarak 3 senelik Core Psychiatry Training yapılıyor. Ancak Core Medical Training’de olduğu gibi, bunu bitirince, Türkiye’deki gibi ‘Genel Psikiyatrist’ ya da ‘Genel Dahiliyeci’ olunMUyor maalesef. Uzmanlık eğitiminin ikinci aşaması olan 3 yıllık Specialty Training de yapıldıktan sonra uzman olunuyor. Bu kısım, yukarda saydığım yandallardan birinde yapılıyor.

Core Psychiatry Training için öncelikle, GP giriş sınavıyla aynı olan MSRA var. Bunun başvuruları normalde Kasım’da, ama ikinci yerleştirmeler Mart’ta da oluyor. MSRA, PLAB 1’in bir seviye daha zoru ama çok benzer. Tabi çıkmış soru olayı yok burda :)

MSRA’den çok yüksek puan alırsanız direkt offer, değilse interview var. Bir tane portfolio station, bir de angry patient station var. Çok zor değil. Girmesi nispeten en kolay bölümlerden psikiyatri burda. Özellikle Londra takıntınız yoksa mutlaka bir yere girersiniz.

Psikiyatri uzmanlığı ve sınavları hakkında IMGs in the UK grubunda epey bilgi var. Bir ara fırsat olursa ben de daha ayrıntılı yazmaya çalışırım.

http://emedica.co.uk/ sınav sorularına en yakın tarzda gibi MSRA için, https://passmedicine.com/ de fena değil, özellikle ayrıntılı açıklamaları.

Portfolio, CV’nizde olan her şeyin kanıtları gibi bir dosya. Yaptığınız sunumlar, araştırmalar, özellikle UK’de çalıştıysanız burda topladığınız geri bildirimler, CBD’ler, appraisallar vs.

Bu websitesinde psikiyatri uzmanlığına girişle ilgili baya kaynak var. Bu yazı da Core Training’e girişle ilgili. Blogun yazarı da genelde facebook’tan sorulara cevap veriyor (tabi soru yağmuruna da tutmamak lazım adamı :) https://psychiatry-training.com/2019/11/17/dr-taimoor-asifs-experience-of-securing-core-psychiatry-training/#more-483

Bu Facebook grubunda da baya bir bilgi var buradaki psikiyatri eğitimi, sınavları vs ile ilgili. Bu grubu da Dr Raja Adnan Ahmed kurmuş. Kendisi birebir sorulara da cevap veriyor genelde, çok yardımcı bir insan.

https://www.facebook.com/groups/2136777243223239/?ref=bookmarks

Çalışma şartları nasıl?

Daha az acil durum olduğu için pek çok dahili ve cerrahi branşa göre daha rahat diyebilirim, ayrıca genelde oturarak çalışıldığı için fiziksel olarak daha az yorucu. Ancak psikiyatri de ‘yan gelip yatma yeri değil’, valla :D Çalıştığınız bölüme, yere göre çok değişebilir.

Yine nöbetler var, ve yerine göre çok yoğun da olabiliyor, oldukça rahat da. Ve nöbette psikiyatrik ya da medikal acil durumlar karşınıza çıkabiliyor.

Ben kendi çalıştığım yerlerdeki deneyimlerimi kısaca yazayım:

İlk 6 aylık rotasyonumda, Highgate Mental Health Centre’da (Psikiyatri Hastanesi) bir serviste çalıştım. Benim çalıştığım servis, General Adult Psychiatry servisi idi.

Burada temel göreviniz hocayla beraber hasta viziti yapmak (her hasta haftada bir görülüyor, ve vizitlerde oturarak laptopa dokümantasyon yapılıyor)

Aynı zamanda hastaların sağlık problemlerinden de ilk aşamada siz sorumlusunuz. Çoğu psikiyatrı hemşiresi ve diğer yardımcı personel kan alamıyor, EKG çekemiyor ve hatta genel fiziksel sağlık hakkında baya bilgisizler. Ondan bu işler hep doktorlara kalıyor.

İkinci rotasyonum Community Psychiatry idi. Bunlar hastane içinde değil, ayrı ufak binaları var. Stabil hastaları klinikte düzenli görüyorsunuz (durumuna göre ayda birden 6 ayda bire kadar değişiyor sıklık). Genelde günde 2-3 hasta görüp öğleden sonra da onların dokümantasyonunu ve diğer bazı işleri yapmakla geçiyor (referrallar, hocaya danışma, collateral toplama, gelmeyen hastaları telefonla arama vs). Her şey uzun uzun yazıldığı için ancak yetişiyor :) Bir de bir sonraki günün hastalarının notlarını okumak gerekiyor (ya da fırsat varsa aynı gün, ama hastayı görmeden önce). Follow up hastalara en az 30 dk, yeni hastaysa 1 saat ayrılıyor.

İş bulma durumları nasıl?

Sanırım ben biraz şanslıydım, zira psikiyatride trust grade işler dahiliye ve acile göre daha nadir olmasına rağmen merkezi bir yerde iş bulabildim (Camden and Islington NHS Trust). Ama biraz daha uzun sürdü dahiliyede iş bulmaya göre (1-2 ay). Bir de rotasyon başlangıcına denk gelmesi ile ilgili. Psikiyatri rotasyonları genelde 6 aylık (Ağustos’ta ve Şubat’ta başlamak üzere) olduğu için, Mayıs ve Kasım gibi iş ilanları çıkıyor. Her zamanki gibi jobs.nhs.uk’den buldum.

Bana uygun mu?

Psikiyatri sevene güzel bence ama sizin deneyiminiz nasıl olur bilemem. İlginizi çekme sebeplerine, kişiliğinize, tercihlerinize çok bağlı. Psikiyatrinin de zorlukları var, rahat diye seçiyorsanız çok aşırı rahat diyemem, nöbet sıklığı çok aşırı farklı değil. Özellikle başlarda (ilk birkaç hafta) adaptasyonu biraz zorlu olabiliyor. Ben daha önce bu kadar ağır vakalar görmemiştim, direkt de yatan hastalarla başlayınca birden 15 ağır psikoz vakası ile aynı serviste olmak biraz korkutmadı diyemem. Bir de burada tüm kapılar kilitli, ayrıca kişisel alarm taşıyorsunuz (bir şey olursa yardım çağırmak için) ve kendinizi savunma eğitimi veriliyor, bunlar aslında önleyici ve güvenliği artırıcı olsa da, başta insanı geriyor. Alarmı birkaç kez kullanmam gerekti, ama olay büyümeden ve sadece sözlü şiddet varken ve daha kolayca çözüldü. Çok şükür şimdiye kadar bir fiziksel şiddete uğramadım ama hemşirelerden uğrayana çok rastladım. Şiddet riski UK’de diğer branşlara göre daha yüksek, ama Türkiye’deki herhangi bir branştan çok farklı değil bence 😬😅

Çalışma şartları nerede ve hangi yan dalında çalışıldığına göre de değişiyor tabi.

Bir de biraz kafa olarak ve duygusal olarak da yorabiliyor, ama buna da alışılıyor bir nebze. Tıbbın her alanında az çok olan bir durum sonuçta.

Emin değilseniz kendinizi bir non-training işle deneyebilirsiniz. Hem adapte olmuş olursunuz hem de mülakatlarda şansınızı artırır.

Sonuç olarak ben severek başladım ve 12 aylık deneyim sonrası hala seviyorum ama önemli olan size uygun olup olmadığını anlamak, ki kolay bir şey değil.

Avantajlarından biri de, hata yapma riskinin ve aciliyetinin daha az olması. Ayrıca her hastaya uzun uzun zaman ayrılıyor ve derinlemesine tanıyabiliyorsunuz.

Yalnız biraz da sabır işi, zira bi hastaya bazen 1 saat ayırmak, uzun uzun geçmişini okuyup uzun raporlar yazmak herkese göre olmayabilir. Bana roman okumak gibi, bir filmin/belgeselin içinde olmak gibi geliyor doğrusu, ondan seviyorum 😅

Hastaların hayat hikayelerini, kişiliklerini, en derin, gizli düşünce ve duygularını öğrenmek bana çok ilginç geliyor. Elbette üzücü de oluyor. Bazı şeylere alışılsa da yine de üzücü olmaya devam ediyor bi miktar. Ancak bunlar hep subjektif tabi.

Kendinize uygunluğunu anlamanız için birkaç yöntem:

-Psikiyatri ile ilgili bir şeyler okuyun izleyin

-BBC’de Louis Theroux’un On Edge diye postpartum psikiyatrik hastalıkları anlatan bir belgeseli var. Bir de Yeme Bozuklukları ilgili bir belgeseli daha var. UK’de Psikiyatri servislerinde geçiyor ve baya gerçekçi. Bir de forensic psikiyatri’de geçen bir belgeseli var, adı By Reason of Insanity (not for the faint hearted :)

-Stacey Dooley’in On the Psych Ward diye bir belgeseli var

-Netflix’te To the Bone diye bi film var yine Yeme Bozuklukları ile alakalı

Youtube’a psychiatry real patients/MSE yazarsanız baya güzel videolar var.

Örneğin: https://www.youtube.com/watch?v=bWaFqw8XnpA

Bir de bu videoları izlemenizi öneririm:

Pros and Cons of Psychiatry

https://www.youtube.com/watch?v=T5s0BHFzmDU

A Career in Psychiatry

https://www.youtube.com/watch?v=9UhcfcC56AA

İngilizcem yeter mi?

İletişim açısından en zorlayıcı bölüm diyebilirim, ama muhtemelen düşündüğünüz kadar değil, en azından benim için öyle oldu.

Tabi hem temel muayene ve test aracımız dil ve iletişim olduğu için, hem de genel olarak iletişim kurması biraz daha zor hastalar olduğu için advanced seviye bir İngilizce gerekiyor, ama bence alışılıyor ve iş içinde gelişiyor. Tabi ki İngilizce seviyenize ve geliştirme yeteneğinize göre de değişir.

Örneğin birçok İngilizce filmi, diziyi ya da diğer insanlarla konuşmalarınızı %90-95’ten fazla anlıyor olmanız gerekiyor diyebilirim (benim görüşüm ve tahminim). Ben Psikiyatriye başlamadan önce 2 sene burada dahiliyede çalışmış olmama ve 4 yıldır Londra’da yaşıyor olmama rağmen başta beni biraz zorladı diyebilirim. Daha önce karşıma çıkmayan birçok kelime ve terim karşıma çıktı, ama zamanla öğrendikçe kolaylaştı. Bir de daha fazla uzun raporlar okuma olduğu için de biraz zorlayabiliyor. Örneğin dahiliyede çalışırken yazılı notlarda bilmediğim kelimeye nerdeyse rastlamazken, psikiyatride her gün en az 1 kelime öğrendiğim oluyordu başlarda. Hastaların görünüşünü, davranışlarını tasvir etmek, bir de özellikle manik hastaların daldan dala atlayan konuşmalarını takip edebilmek zor oluyor, ama ana dilde de zor olan bir mesele bu zaten. Ancak hastanın problemini anlayamayacak kadar bir zorlanma yaşamadım şu ana kadar. Sadece birkaç kelimeyi ya da cümleyi kaçırma şeklinde oluyor, o da genelde sorun olmuyor ve tekrarlatabiliyorsunuz. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da mükemmeliyetçi olma takıntısıyla baş edebilirseniz, aslında büyük bir problem değil. Mesele daha çok kendimizden çok yüksek standartlar beklememizde oluyor.

Doğrusu ben de başlamadan önce İngilizce meselesinden çok korkuyodum, ve düşündüğüm kadar zorlamadı. Şu anda, iyi ki bundan dolayı vazgeçmemişim diyorum. Bir de sonuçta Türk ve yabancı hasta da çok, o nedenle diversity avantaj da olabiliyor. Hem dil hem kültürel açıdan. Özellikle kuzey Londra’da baya bir Türk hasta var, ben neredeyse her 2 haftada en az 1 Türk hasta görüyorum. Bazen İngilizce konuşamadıkları ya da ikinci dilleri olduğu için beni görünce çok mutlu oluyorlar. Ancak yurtdışında, özellikle psikiyatride Türk hasta görmenin bir sıkıntısı da, sizden bazen çok şey beklemeleri (hemşeri olduğunuz için daha fazla ilgilenmenizi, özel ilgi göstermenizi beklemeleri) ve sınır koymada biraz daha zorlanmak. Dolayısıyla Londra dışında olmanın bir avantajı, bu sorunlarla karşılaşmamak olabilir.

Bir de bazen bir hastayı ben anlayamıyorsam İngilizler de anlamıyor zaten. Bizdeki ne dediği anlaşılmayan yöresel aksanlar gibi düşünebilirsiniz.

Psikiyatride çalışmaya başladıktan sonra doğal olarak hastalar ve yakınlarından gelen fiziksel ve sözlü şiddet ihtimali arttı. Doktorluğun her alanında elbetteki belli riskler var, psikiyatrininki de bu, ve gerçekten sevince katlanılıyormuş :) Kaynaklarda bu konuyla baş etmenin yollarını anlatan birkaç güzel podcast koydum.

Bir de en azından buradaki mental health servisleri epey iyi olduğu için bu da riski azaltıyor olabilir diye düşünüyorum. Örneğin 24 saat ulaşılabilen Crisis Team diye bir oluşum var, NHS’e ait. Hastalar telefonla bilgi alıp, gerekirse acil mental health review alabiliyorlar. Ayrıca poliklinik takipleri çok iyi. Her hastaya yarım saat ayrılıyor. Hastayı görmeden önce notlarını uzun uzun okuyabiliyoruz. Bazı hastaların care coordinator diye bir social worker’ı var, kendisine bir çok konuda destek olan. Ayrıca servislerde hepimizde alarm var ve tehdit altında hissedersek alarmı çalınca hemen 10-15 hemşire gelip yardımcı oluyor.

Psikiyatri Rotasyonlarının Bazıları:

■Community Psychiatry

Early Intervention Psychosis

Rehab and Recovery Teams

Crisis Team/Home Treatment Team

Learning Disability

Memory Clinic

■Inpatient Psychiatry

Admission Ward

General Ward

Rehab Ward

PICU (Psychiatric Intensive Care Unit)

Forensic

Psikiyatri’de bir hafta nasıl geçiyor:
(Benim Community General Adult Rehab and Recovery Team’deki işimden örnek)

Çalışma saatleri NHS’teki pek çok diğer işte olduğu gibi 9-5 arası.

Çoğu sabah maksimum 3 hasta (bazen daha az da olabiliyor), her birine en az 30 dk, bazen 1 saat ayrılıyor

Öğleden sonra sabah görülen hastaların dokümantasyonu ve diğer işleri yapılıyor

Haftanın bir sabahı MDT - Multi Disipliner Toplantı (MDT) - Social Workers vs katılıyor, hastalar tartışılıyor

Salı ya da Perşembe öğleden sonra MRCPsych teaching

Çarşamba öğleden sonra Academik Program (Balint, Eğitici bir konu, Vaka Sunumu, Makale Tartışması)

Tam olarak ne yapılıyor psikiyatride?/ Psikiyatride çalışmaya yeni başlayan bir junior doktordan bilmesi istenenler:

(Bu kısımları da yabancı bir arkadaş için yazmıştım, hem İngilizce’sini hem de Türkçe çevirisini koyuyorum):

Risk değerlendirmesi, mental state exam, yaygın psikiyatrik durumların teşhisi.

Akut maninin ve akut psikozun nasıl yönetileceği, sakinleştirici verme vb.

Ayrıca, kabaca Mental Health Act ve hastayı isteği dışında yatırma meseleleri (Section 2, 3, 5(2), 136 gibi). Section 5(2) hariç kimseyi section edemiyorsunuz zaten SpR olana kadar ama yine de bazen bu hastaya section gerekiyor diyip süreci başlatmanız gerekebiliyor.

Bazen A&E’deki ya da servisteki sectionable olmayan hastalar taburcu olmak isteyebiliyor ve kapasitelerinin olup olmadığını ve / veya Section 2’ye ihtiyaç duyup duymadıklarını değerlendirmeniz gerekebilir.

Ama bunları çoğunlukla induction ve ilk birkaç haftada öğretiyorlar ve ayrıntılı olarak bilmiyorsanız sorun değil.

UK’de pek çok diğer bölümde olduğu gibi, kıdemliler çok yardımcı. Daha çok iş başında öğreniyorsunuz.

Psikiyatrinin dökümantasyonu biraz daha farklı ve ayrıntılı. Ancak hasta notlarında örneklerini görerek kısa sürede buna alışılıyor.

Ve ilaçları başta çok fazla bilmenize gerek yok. Yardım ediyorlar.

İnformal kendi isteğiyle yatan, zorla yatırılmayan hasta demek. Yani sectionable değil.

Genel bir tavsiye, Google’ı en iyi arkadaşınız yapın 😅

Dürüst olmak gerekirse ben her zaman bilmediğim şeyleri google’lıyorum. Bilmemek sorun değil. Örneğin mental kapasiteyi nasıl değerlendireceğinizi gösteren videolar var. Ancak tıptaki her şeyde olduğu gibi, pratikle daha iyi olacaktır. Ancak en azından temel bilgileri bilmek önemli, bu yüzden biraz okuyun derim.

https://www.nhs.uk/conditions/social-care-and-support-guide/making-decisions-for-someone-else/mental-capacity-act/

Gününüzün nasıl görüneceği büyük ölçüde ne tür bir bölümde çalıştığınıza bağlı olacaktır.

Ben ilk önce 6 ay yetişkin akut psikiyatri servisinde çalıştım. Akut kriz nedeniyle kabul edilen 18-65 yaş arası yetişkinler. Genellikle psikoz, mani, nadiren şiddetli depresyon / EUPD / intihar girişimi ile yatıyor. 1 yıl kalan da var, 2 hafta da. Hastaları hoca ile haftada bir kez görüyorsunuz. Vizitler bir odada oluyor. Herkes otururken :) Hastalar bu odaya geliyor. Bu sırada sizin göreviniz genelde odadaki bilgisayara dökümente etmek. Her görüşme ortalama olarak 10 - 30 dk arası (bazen de gelmeyi reddettikleri için 0dk) alıyor.

Sonrasında 6 ay community psikiyatride çalıştım. Yani ayaktan hastalarla. Ama bizdeki gibi hastanede değil, ayrı merkezler var.

Yaptığım community işi de psikoz ve bipolar olan hastalara özgü bir ekipte idi. Yatan hastalara göre çok daha rahattı. Günde de en fazla 3 hasta, DNA’lar (did not attend) veya sadece boş admin günleri nedeniyle bazen 0 hasta görüyordum. Admin (notları yazma, hastanın diğer işlerini yapma) için ekstra zaman veriliyor. Genelde öğleden sonra görüşmenin dökümantasyonları yapılıyor uzun uzun. Daha sonra gördüğüm hastaları hocaya danışıyordum (duruma göre bazen aynı gün, bazen daha sonra).

Hasta çok acil şekilde kötü olmadıkça psikiyatride neredeyse hiçbir zaman aciliyet yok, o zaman da ambulans, polis vs çağırabilirsiniz. Neredeyse kendi kendime hiç ilaç kararı vermem beklenmedi ilk senem olduğu için. Psikiyatride çoğu management yöntemi zaten common sense, sosyal konular vs.

Nöbetler biraz daha farklı tabi. Yine de SpR’yi arayabilirsiniz ve hemşireler de çok şey biliyor ve size yardımcı olabilirler (sormaktan çekinmeyin!). Psikiyatri hastanesinde yaptığım nöbetlerde, işim esas olarak fiziksel sağlık sorunlarına yardımcı olmak, ilaç reçete etmek vs idi. Ve çok kötü durumdalarsa normal hastaneye gönderiyorsunuz. Psikiyatri hastanelerine genellikle 5 dakika uzaklıkta bir medikal hastane olur ama aynı hastane sayılmıyor. Psikiyatri hastanesinde out of hours yani nöbetlerde tek doktor siz olabiliyorsunuz, ancak hastalar oral tedaviden daha fazlasına ihtiyaç duyarlarsa, genellikle medikal hastaneye gitmeleri gerekir. Ve bize bunu induction’da daha ayrıntılı olarak öğretiyorlar. Psikiyatri hastanelerinde GP merkezinden daha fazla ekipman yok. Görüntüleme yok, laboratuvar yok, IV tedavi yok. Sadece temel ALS kaynakları, koğuş başına 1 tüp oksijen, EKG, kan şekeri makinesi ve defib vs var. Kanları ana hastaneye götürüyoruz, sonuçları almak 2-3 saat sürüyor ancak çok acilse A&E yapıyor. Neyse ki, psikiyatri hastaları fiziksel anlamda hastanede yatan hastalar kadar ‘sick’ olmadığından, acil ve ciddi klinik sorunlar nadir.

Serviste çalışırken hastaların GP’si gibi oluyorsunuz. Özellikle bazı hastalar aylarca yattığı için, fiziksel sağlık sorunu için uzman görüşüne ihtiyaç duyarlarsa, onları medikal hastanedeki ayaktan hasta polikliniğine sevk etmeniz gerekebilir. Acil bi mesele ise, medical SpR veya A&E’yi arayıp tavsiye isteyebilir veya ambulans /taksi ya da yürüyerek gönderebilirsiniz (hemşireyle filan) - örneğin, eğer üst ekstremite kırığında vs.

Psikiyatri hastanesi nöbetlerinde bir göreviniz de yeni hasta yatışını yapmak. Zaten oraya gelene kadar zaten genelde A&E’de psikiyatri hemşireleri / SpR tarafından görülmüş oluyorlar ve temel işiniz, yapılmadıysa fiziksel muayene, kan ve EKGsini halletmek, ilaçlarını yazmak, notlarını özetlemek.

Örneğin normalde bi hasta cuma akşamı ve herhangi bir düzenli ilaç almazken, akut bir psikiyatri krizi (mani / psikoz vs) ile geliyorsa, SpR’yi arayabilir ve ne ilaç yazacağınız konusunda tavsiye isteyebilirsiniz. Ya da düzenli ilaç alırken buna rağmen kötüleştilerse, ilave ilaç eklemeniz veya bir şeyi değiştirmeniz gerekip gerekmediğini SpR’ye sorun.

Bazı ilaçlar (çoğu antipsikotik ve çoğu mood stabilizatör) bir süredir alınmadıysa, yeniden titrasyon gerekebilir (lityum, valproat, lamotrijin, klozapin, olanzapin ve diğer antipsikotikler) -bu durumda BNF’ten kontrol edin ve gerekirse SpR’ye sorun)

Depo ilaç alıyorlarsa zaten yazmanın acelesi yok.

PRN ilaçları yazmak şart. Bir de alkol ya da metadone withdrawal meselesi önemli, bilmiyorsanız yine bunu öğrenin, SpR’a sorun, trust guideline’larına bakın.

Özetle, psikiyatriye yeni başlayan bir junior doktordan fazla bir şey beklemiyorlar. Çok rahat halledersiniz ve kolayca adapte olursunuz.

Kitap tavsiyesi olarak da Oxford yayınlarından Psychiatry P.R.N. ve Maudsley Prescribing Guidelines’ı öneririm (bible of psych medications).


İngilizce’si:

What they expect from a junior doctor in Psychiatry:

Main things they might expect from a junior doctor who starts working in psychiatry are: risk assessment, mental state exam, diagnosis of common psychiatric conditions, an idea of MHA such as section 2,3,136,5(2), how to manage acute mania, rapid tranquilisation etc. Most UK graduates learn these well in medical school so they expect you to know the basics in the beginning. They usually teach the most important things you need to know on induction and in the first few weeks and it’s ok if you don’t know in detail and you can always ask, read more etc. Seniors are very supportive. You learn mostly on the job. You will also see examples of history in the patients’ notes so you will quickly pick those up. You won’t section anyone apart from the occasional section 5(2) as a junior doctor (Usually registrars and above have the right to section people)

Sometimes you might see people in A&E / informal patients might wanna be discharged and you might need to assess if they have capacity and or they might need section 2 and then call SpR.

SpRs and consultants are very helpful in everything. And you don’t really need to know too much about meds. They will help you.

Informal is voluntary patient, meaning they are not under section and admitted willingly.

A general advice, make Google your best friend 😅

Honestly I google things that I don’t know all the time. It’s ok not to know. There are videos to show you how to assess capacity you can find. But like with everything in medicine, it gets better with practice. That’s why it’s ok not to be sure when you are new to it. But it’s important to at least know the basics so read about it a little.

https://www.nhs.uk/conditions/social-care-and-support-guide/making-decisions-for-someone-else/mental-capacity-act/

How your day will look like hugely depends on what type of psych job you will do. I can tell you about the ones I know but yours might be different.

I first worked in general adult acute psychiatric ward. 18-60 aged adults who are admitted due to being in acute crisis, usually psychosis, mania, rarely severe depression/EUPD/suicidality. Some stay for a year some for 2 weeks. You see them once a week with consultant, document while seeing them on a laptop (while everyone sitting:) and it takes from 10 mins to 30 mins on average and sometimes 0 as they refuse to come..

The community job I am doing is also for pts with psychosis and bipolar, it’s more chilled, I see max 3 patients/day, sometimes 0 due to DNAs or just empty days. And in the afternoon I do the letters. I discuss patients I saw afterwards (sometimes same day, sometimes later), there is almost never anything urgent unless they are super unwell then you can call ambulance for admission etc. I almost never make medication decisions. The rest is just social stuff usually. Honestly it’s really easy even if you don’t know much. Mostly common sense.

The on calls are the only time you are on your own but still you can call the SpR and nurses know a lot too and can help you. In the on calls I did in the inpatient hospital, my job was mainly to help with physical health issues, prescribe things etc and if they are too unwell, you send them to the main hospital. Usually psych hospitals has a main hospital 5 mins away but they are separate. I was the only doc in the psych hospital, but if patients need more than just oral treatment, they usually need to go to the main hospital. And they teach us that in more detail in induction. psychiatry hospitals don’t have more equipment than a GP surgery. No imaging, no lab, no IV treatment. Only basic BLS supplies, 1 tube of oxygen per ward, ecg machine, blood sugar machine and defib. We take bloods to the main hospital but if very urgent it’s best A&E does and sends them. Thankfully as psych patients are not like medical hospital inpatients, urgent and serious clinical issues are rare.

So we were like their GPs, deciding if they need further medical attention. Some patients stay for months so if they need like secondary care for a physical health issue, you refer them to outpatients in the main hospital etc. If urgent, you call the med SpR or A&E and ask for advice and send them by ambulance/transport/walking with a nurse etc depending on the issue. For example if it’s a broken hand, they could walk with a nurse etc.

Also on the on calls, you clerk new patients - they are already seen in A&E by psych nurses/SpR if sectioned, and it’s more for prescribing their usual Meds + PRN sedation. You can check the other inpatients’ charts to get an idea how to do this and ask nurses too.

If it’s a Friday evening and they come with acute mania/psychosis and not on any antipsychotic/mood stabilizer, you can call the SpR and ask advice about what to prescribe. Or even if they are on something and they had been taking regularly and despite that got unwell, again ask SpR re if you should add on additional meds or change anything.

With some meds (most antipsychotics and most mood stabilizers), if they haven’t been taking them for a while, we might need to retitrate (esp lithium, valproate, lamotrigine, clozapine, olanzapine and most other antipsychotics, so in that case check BNF and ask SpR if needed)

If they are on depot, do not prescribe until you fully confirm when was the last date given.

Relax, they don’t expect too much from CT1s initially. You will get used to it in no time.

There is also a book called psychiatry P.R.N. which I find useful. Maudsley prescribing guidelines is the bible of psych medications.


İşe başlamadan önce kendinizi hazırlamak için kaynaklar

  1. Bu dosyada baya bir kaynak listeledim: https://docs.google.com/document/d/1sG35RzTqIQQF2O8onzWFoOAiLsvQ64VDL9_CvymVJ10/edit?usp=sharing

  2. Two very good podcasts for managing violent and aggressive patients in psychiatry (Bu websitesindeki bütün podcastleri öneririm) - https://psychiatrypodcast.com/psychiatry-psychotherapy-podcast/how-to-treat-violent-and-aggressive-patients

  3. https://psychiatrypodcast.com/psychiatry-psychotherapy-podcast/2019/3/6/reducing-inpatient-violence-in-a-psychiatric-hospital

  4. Sinirli hastayla baş etme yöntemleri (Psikiyatri dışındaki branşlarda da faydalı) - https://emergencymedicinecases.com/episode-51-effective-patient-communication-managing-difficult-patients/

    Direct link to the podcast: https://content.blubrry.com/emc/EMC-051-Sept2014-Communication-Part2.mp3

  5. YouTube’a ‘psychiatry’ yazıp ararsanız pek çok faydalı eğitim videosu çıkıyor. Örneğin:

    Surviving Psychiatry On-Calls (by Maudsley NHS)

    https://www.youtube.com/watch?v=tkiGsN1CEBc&t=19s

Başarılar ve kolay gelsin!