Kendimizi Başkalarıyla Karşılaştırma

Kendimizi Başkalarıyla Karşılaştırma
1 Temmuz 2019 · 7 dakikalık okuma

Geçenlerde şunu fark ettim: Başka insanlarla kendimizi karşılaştırma meselesinde yaptığımız ciddi bir mantık hatası var. Yo hayır, başkalarının hayatlarının düşündüğümüzden daha kötü olması meselesi değil, o zaten malum. Bu yazıda bahsetmek istediğim şu: Kendimizi tek tek gerçek insanlarla değil de, tüm insanların iyi özelliklerinin toplam kombinasyonuyla karşılaştırmamız meselesi. En iyisi örneklerle anlatmak sanırım:

Diyelim ki, bir arkadaşınızın dünyayı gezmesine, bir arkadaşınızın süper kariyerine, bir arkadaşınızın aile hayatına imreniyorsunuz. Sorun şu ki, bi durup bakınca, bunların hepsinin ayrı ayrı insanlar olup, hepsinin bir insanda toplanmasının o kadar kolay olmaması. Biz genelde hepsinde sadece en istediğimiz özelliklere ve yaşamlarındaki o kısımlara özenip, bunlara ulaşmak için verdikleri bedeller yanında gelmesin istiyoruz. Zira belki de dünyayı gezen kişi aile hayatından ve kariyerinden, aile hayatı iyi olan kişi gezmesinden ve başka sizin fedakarlık etmek istemediğiniz bir şeylerden, iyi kariyere sahip olan da sosyal hayatından vs feragat ediyor muhtemelen. Bunların her biri de birbirine özeniyor olabilir kendilerinde olmayan özellikler açısından.

Bu denkleme çok spor yapan, çok kitap okuyan, çok tiyatroya giden vs vs başka şeyler de eklenebilir benzer şekilde. Hepsini bir kişide toplamak kısmen mümkün olabilir elbette ama, sizin hayalinizdeki seviyede değil belki, ve kolay değil. Bunların hepsini mükemmel yapayım derken, insan illaki başka bir şeylerden kısmak zorunda kalıyor, zira süper kahraman değiliz. Kıstığımız kısım da genelde, önemini ancak kaybedince fark ettiğimiz, beden ve ruh sağlığımız ya da yine önemini kolay kolay fark etmediğimiz ama aslında daha önemli olan şeyler oluyor. Örneğin hayatın keyfini çıkarmak, sevdiklerimize gereken özeni gösterebilmek, ya da maneviyat gibi şeyler.

Spor konusuna spesifik olarak şöyle bir örnek verelim, sokağınızda her gün koşan birileri görüyorsunuz mesela. Belki de aslında herkes ayda bir koşuyor ama, bunlar farklı farklı insanlar olmasına rağmen, bazen sanılıyor ki ‘Herkes her gün koşuyor’.

Başka bir örnek de, mesela Instagram’da kim ne yapmış diye bakarken, biri Antalya’ya gezmeye gitmiş, biri Avrupa’ya gezmeye gitmiş, biri çocuk doğurmuş, biri Amerika’da doktoraya başlamış vs vs. Ama biz hepsini birden yapmak istiyoruz! Kimse hepsini aynı anda yapmadığı halde.

Bunu fark etmemde yardımcı olan şeylerden biri, Fas gezimiz oldu.

Gitmeden önce Fas’ta nerelere gidilir diye araştırınca, karşımıza tabi hep gezi blogları, yani profesyonel geziciler filan çıktı. Ve tek bir gerçek insanın deneyiminden çok, Fas’a şu ana kadar giden herkesin toplam deneyimine bakmaya çalışıyor insan, sanki hepsini bir araya getirmesi gerekiyormuş ve yapılabiliyormuş gibi. Bu gazla, biz Marakeş’e gidiyor olmamıza rağmen, gaza gelip ‘Merzouga çölüne gitmeden dönülmüyormuş’ diyerek oraya da gittik. Marakeş’e 8 saatlik uzaklıkta ve 3 günlük turlarla gidiliyor, ve bu 3 gün boyunca her sabah saat 5’te uyanıp hayli zorlu bir yolculukla gidiliyor. Merzouga güzeldi, çölde sayamayacağımız kadar yıldızlar altına uyumak da, ama sanırım şimdiki aklımla gitmeyebilirdim (ama şimdiki aklım o zaman yoktu, bunu da not düşeyim:). Zira o yolda çok fena hasta oldum, yol boyu kilolarca peçete bitirdim ve o hastalık birkaç hafta sürdü 🤧😷 Ve sonra Fas’a giden kime sorsam (bana benzer hayat tarzı olan, ‘normal’ insanlara), ‘Ya o çöl çok uzaktı biz gitmedik’ dediler 😬 İnternetin gazına gelmek böyle bir şey işte :) Sonuçta dünyanın gezecek yerleri bitmez. Kaçırdıklarımızla barışmamız lazım…

İnsanoğluyuz, hep daha fazlasını ve en iyisini istiyoruz malum, ama gerçekçi olmayan beklentiler mutsuzluk reçetesi olabiliyor. Mutluluğun belirleyicilerinden birinin de, gerçekler ile beklentilerin (ya da hayatlar ile hayallerin) arasındaki fark olduğunu duymuşsunuzdur. Dolayısıyla erişilemeyecek yükseklikteki beklentiler, yani hayal kırıklığı, mutlu olmamıza engel olabiliyor.

Kendimizi başkalarıyla karşılaştırmanın çok mantıklı olmadığını az çok çoğumuz biliyor ama, madem bunu ısrarla, genellikle de elde olmadan yapıyoruz, en azından gerçek insanlarla karşılaştıralım :) Kafamızda, hayalimizde, farklı farklı insanlardan ‘cherry picking’ ile (cımbızlayarak) ayrıştırdığımız, aslında bir arada olması zor özelliklerden oluşturduğumuz insanüstü, hayal ürünü varlıklarla değil.

Bu ‘bir şeyleri kaçırma korkusu’ (Fear of Missing Out (FOMO)) çılgınlığı dünyasında umarım bir faydası olur hepimize bu bakış açısının.

Bu konuyu biraz daha genişletirsek, sadece kendimizi diğer insanlarla karşılaştırırken değil, her tür seçim için yapıyoruz bunu aslında. Çoğunlukla ‘hepsi’ seçeneğini işaretlemek istiyoruz güzel şeylerde, ama hiçbir zorluk yanında gelmesin istiyoruz.

Bunu açıklayan benzer güzel bir deyim var İngilizce’de:

“To have the cake and eat it too”. Sezen Aksu bi şarkısında bunu şöyle çevirmiş: “Hem karnım doysun, hem pastam dursun”. Yani elimizde bir dilim kek var diyelim, onu hem yemek istiyoruz, hem saklamak. Hem hava hep güneşli olsun hem de kuraklık olmasın istemek gibi.. Aynı anda gerçekleşmesi doğa kanunlarına aykırı durumları aynı anda istemek çok yaygın yaptığımız bir hata… Ama hayat öyle bir şey değil.

Belki hangi durumlarda bunu yaptığımızı fark etmeyen varsa yardımı olur diye aklıma gelen birkaç örneği daha paylaşmak isterim:

Mesela meslek ya da iş seçimi söz konusu olduğunda, çoğu zaman aynı anda birden fazla meslek/işle meşgul olma şansımız pek yok. Ya da hayatımızı birden fazla mesleğe adama şansımız. Ama bu her şeyi aynı anda yapma isteğinden ötürü, neyi yapsak öbüründe aklımız kalabiliyor. Bu da kariyer seçiminde ve aynı kariyerde sebat etmekte zorlanmaya sebep olabiliyor. Bilenler bilir, Final dersanelerinin bir sloganı vardı, ‘Seçmek diğerlerinden vazgeçmektir’ diye. Belki her zaman değil ama çoğu zaman öyle. Bazı şeyler aynı anda olmuyor. ‘İki tavşan kovalayan ikisini de yakalayamaz’ sözü de bunu güzel açıklıyor. Bazen seçip birine odaklanmamız lazım. 🤷 Önceliklerimizi iyi belirlemek de devreye giriyor burda tabi.

Eş seçiminde de benzer sorun yaşayan eminim çok vardır. Örneğin kafanızdaki eş adayında olmasını istediğiniz özellikleri düşünürken, bütün bu özelliklerin tek bir insanda bulunması imkansızlığını unutabiliyor insanlar bazen. Bir kişide aynı anda barınması imkansız bazı özellikler var. Örneğin çok konuşkan ve sosyal olsun ama aynı zamanda dizinizin dibinden ayrılmasın istiyorsanız, genelde bu pek mümkün olmaz :) Bunun gibi pek çok örnek bulunabilir. Ayrıca istatistiksel olarak, bir insanın her alanda, kafanızdaki standartlarda olması çok çok düşük bir ihtimal..

Ev seçerken de bu çok yaşanır. Piyasadaki evler bellidir ve tam hayalinizdeki gibi gelme ihtimali çok düşüktür genelde. İllaki bir yerlerde bir eksikler olur, hayattaki her şey gibi.

Yine konu mükemmeliyetçiliğe bağlanıyor farkındaysanız… Her şeyin kafamızdaki o mükemmel ama imkansız hayal dünyasındaki gibi olmasını istiyoruz ve hayatın bununla örtüşmemesi gerçeğini kabullenemiyoruz. Ve her şey mükemmel olsun diye çabalarken aslında pek çok başka yerden kaybediyoruz (zaman, fırsat, enerji, sağlık vs) ama fark etmeyebiliyoruz bile..

Benzer hatayı ebeveynler de çocuklarından beklentiler içine girerken çok yapabiliyor. Genelde ailelerin hayalindeki evlat şöyle bir şey sanki:

-İş hayatında kendini savunmayı, hayatta ne istediğini çok iyi bilsin ama biz kendisinden bir şey istediğimizde itiraz etmeden hemen yapsın, bize karşı uysal kedi gibi olsun.

-Okul hayatı boyunca gönül meseleleriyle hiç işi olmasın ama mezun olur olmaz mükemmel bir evlilik yapsın.

-Çok başarılı olsun, derslerinden başını kaldırmasın ama aynı zamanda çok sosyal olsun, misafirler gelince yabani gibi odasına kaçmasın, iki laf edebilsin.

-Hem çok ulvi bir iş yapsın hem de çok zengin olsun.

-İşinde hemen terfi olsun, işinde çok iyi olsun, mükemmel kariyeri olsun, üniversite yetmesin bir de doktora yapsın, o da yetmez boş zamanlarında dünyayı filan kurtarsın, ama aynı zamanda 3 çocuk yapsın ve bizi her gün arasın/ziyaret etsin. Bu çocuklara da kendi baksın ama biz de her gün onları sevelim. Çocuklarını istediğimiz gibi şımartalım, modern büyütme yöntemlerini kullanmasına izin vermeyelim ama çocukları mucizevi bir şekilde mükemmel yetişsin. Bütün bunları yaparken evliliği de, beden ve ruh sağlığı da mükemmel olmaya devam etsin.

Tabii ki bu biraz abartı ve mizah içeriyor, tüm ailelerdeki beklentilerin kombinasyonu gibi oldu bu da :) Ayrıca tüm ailelerin aynı düşüncede olmadığını, ve onların da kendince iyi niyetli olduğunu da biliyorum. Ama bazen iyi niyetle çocuklara yüklenen imkansız beklentiler çok ağır bir yüke dönüşebiliyor, dikkatli olmak lazım. Bu konuda da bir farkındalığı araya sıkıştırmak istedim :)

Yine aynı anda olması imkansız şeylerden biri (kendimden biliyorum), hem Türkiye’nin hem İngiltere’nin güzel özelliklerinden oluşan bir ülke olsa süper olurdu diye düşünüp durmak, ikisini aynı anda yaşamak istemek. Ama öyle bir ülke yok, en azından benim bildiğim yok. Dolayısıyla bu gerçek dışı hayal mutsuzluktan başka pek bir şey getirmiyor aslında genelde. Zira ne seçerseniz seçin, seçtiğinizde sevmediğiniz bazı özellikler, seçmediğinizde sevdiğiniz bazı özellikler olacak. Geride kalana ağlamak yerine bu gerçeği kabullenip, elimizdekilere şükredip, zorluklara katlanmak daha mantıklı olabiliyor yerine göre. Özellikle de değiştirmeye değmiyorsa ya da mümkün değilse… Tabi ki seçimleri yaparken mümkünse totalde en mantıklı olanı seçmeye çalışmak gerekiyor ama o da her zaman elimizde değil, zira her şeyi bilemiyoruz, her şeyi öngöremiyoruz, ve bazen her istediğimiz olmuyor.

Elbette ki bu yazıda anlattığım, ‘her şeyden biraz olsun’ düşünce yapısının da bir fonksiyonu vardır, pek çok şeyin olduğu gibi. Belki bu içgüdü sayesinde, bazen bir şeyleri kombine edip güzel karışımlar elde etmemizi sağlayabilir, ama yanlış ve aşırı şekilde kullanılınca bizi sürekli eksik, bir şeyleri kaçırıyorum hisleriyle baş başa bırakıyor.

Umarım bundan sonra daha iyi dengelememize yardımcı olur bunun farkında olmamız…