Kadınlar Değerlidir

Kadınlar Değerlidir
1 Temmuz 2020 · 8 dakikalık okuma

Dün ev işlerinde adalet üzerine yazdıklarım ve sonrasında gelen yorumlar ve mesajlarla bu konuda bir şeyler daha söylemek için motive oldum, zira daha almamız gereken yol düşündüğümden de fazlaymış ne yazık ki. Ama pek çok insanın sağduyu ile yaklaşıp kendilerine öz eleştiri yapmaktan çekinmediklerini görmek insanlığa olan ümidimi de yeşertti. Ayrıca iyi örnekler de epey vardı. Instagram hikayelerinde sorduğum, kadınların cinsiyetlerinden ötürü yaşadığı ‘mikroötekileştirme’ diyebileceğimiz, günlük hayatta sıklıkla karşımıza çıkan, bazen ufak gibi görünse de derin etkiler bırakabilen durumlara onlarca çarpıcı örnek geldi, ve eminim ki bu buzdağının sadece görünen kısmı. Bu konuda gelen cevapları ‘Unpopular’ başlığı altında hikayelere sabitledim.

Öncelikle şu konuyu vurgulamak isterim: Erkek kadından daha üstün bir varlık değildir. Burayı okuyup geçmeyin, biraz bunun üzerine düşünelim. Farkında olmadan bilinçaltımızda böyle bir inanış varsa o inanışı bir gözden geçirmenizi öneririm. Toplumumuzda bu anlayışın hakim olmasının altında çok kompleks sosyolojik faktörler yatıyor elbette, uzmanı olmadığım konularda ahkam kesmek istemediğim için bunlara çok girmek istemiyorum, ama merak edenlerin doğru kaynaklardan bu konuyu araştırıp okumalarını öneririm. Kadınla erkeğin farklı olması başka bir şey, birinin diğerine üstün olma anlayışı başka. Farklı olmakta bir sakınca yok, belli biyolojik, hormonal farklar olması çok doğal, örneğin kadınların isterlerse çocuk doğurma gibi bir özelliği var, bu farklılığı görmezden gelmiyorum, ama bu demek değil ki kadınlar belli işleri yapamaz, toplum ne derse o şekilde yaşamalıdır, çile çekmelidir vs. Kadınların ezilmesinde, aşağılanmasında, ötekileştirilmesinde ve haksızlığa uğratılmasında, bilinçaltlarında olan ‘kadınlar daha az değerlidir’ düşüncesinin oldukça payı olduğunu düşünüyorum. Bazı insanlarca erkek evladın daha değerli ve gurur sebebi olması, genelde erkeklerin pek çok kusurunun görmezden gelinip, kusurlarına rağmen sadece erkek oldukları için yüceltilirken, kadının ancak toplumsal beklentilere göre ‘mükemmel’ ise kabul edilebilir bir seviyeye gelmesi, eşit hakları savunan kadınlara ‘feminist’ damgası yapıştırılıp anormal bulunması (genellikle feminizmin aslında yalnızca kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olmasını savunma anlamına geldiğini bile bilmeyen kişiler tarafından) gibi durumların altında yatan inanış bu bence.

Dahası doğduğundan beri bu düşünce bilinçaltına zerk edilen kadınların da kendilerini daha aşağı görmeleri şaşırtıcı değil, ama çok üzücü ve bence değişmeli. Bu algı sebebiyle hakkımızı savunmaya, istediklerimizi ifade etmeye, hayatımıza dair önemli kararları kendimiz almaya, kendi ayaklarımız üzerinde durmaya bile değer olmadığımızı zannedebiliyoruz. Dahası toplum özellikle bazı konularda (görüntü, annelik, ev işleri vs) kadınlardan imkansız standartlar beklediği için bu standartları sağlamazsak suçlu ve eksik hissediyoruz. Ev işlerinde erkekler eşit ya da daha fazla katkıda bulunduğunda kadınlar bundan suçluluk duyabilirken erkekler dünyanın en önemli hayır işini yapmış gibi hissedebiliyor ve tam tersi durumda genellikle erkekler suçluluk duymuyor, kadınlar da normal karşılayabiliyor.

Önceki yazıda ‘Ev işlerini iki taraf da sevmiyorsa kadına kalıyor’ demiştim, onu biraz daha genişletmek isterim: Eğer erkek, toplumda önemli kabul edilen bir iş yapıyorsa (örneğin doktorluk, cerrahlık, mühendislik vs), eşine denk ya da daha çok para kazanıyorsa, denk ya da eş derecede yoğunsa, iki taraf da çalışsa ve yoğun olsa bile ev işleri yine genelde kadına kalıyor. Örneğin iki eş de doktor fakat erkek cerrah, kadın da iş yükü ve nöbetleri daha az olan bir bölümdeyse… Zaten genellikle kadınların bu tarz bölümleri seçmekten çekinmesinde bunun büyük bir payı var. Çocukluktan beri o kadar çok şu iki cümleyi duydum ki anlatamam ‘Kadın doktor olursa ancak doktor bir erkekle evlenebilir yoksa erkek bu zorluğu kaldıramaz, istemez.’ ‘Eşin de doktor değil mi?’ Yoksa doktor bir kadınla evlenmek için aklını kaçırmış olması lazımsa demek ki (Tabi bu genelde doktorların doğal olarak iş hayatında tanışıp birbiriyle evlenmesinden gelen de bir kabulleniş). Yeri gelmişken şunu da araya sıkıştırayım, bence eşlerin farklı mesleklerden olması insanın hayat görüşünü genişleten bir şey. Ayrıca evde iş konuşmak yerine başka konulardan konuşmak iyi olabiliyor. İki taraf da sürekli nöbette olunca görüşememek gibi sorunlar olmuyor, ayrıca birbirinize farklı şeyler öğretebiliyorsunuz, evde iki farklı alandan da anlayan birer kişi oluyor vs vs. Başka da bir sürü avantajı var ama şimdi konuyu çok dağıtmayayım. Sonuç olarak ben çok şükür halimden memnunum, o yüzden ‘Doktor illa doktorla evlenmelidir’ algısının da biraz boş olduğunu, bilgisayar mühendisi ile evli olan bir doktor olarak içeriden belirtmek isterim, tavsiye edilir :)

Konuya dönersek, erkeklere neredeyse kimse, ‘ileride ailene zaman ayıramazsın, yarın bi gün baba olacaksın, çocukların babalarını görmeden büyüyecek, ev işlerini yapamazsın, ona göre kariyer seç’ gibi şeyler demediği için çekinmeden iş yükü yoğun alanlarda çalışmayı seçebiliyorlar. Çocukların baba ilgisine ve sevgisine de ihtiyacı var ayrıca. Kadınlar bunları önemsemeyip yoğun bir meslek seçse bile, bu sefer ‘Kadından cerrah/doktor/mühendis mi olur’ algıları, hem hasta ve yakınlarından hem de meslektaşlarından gelen cinsiyetçi yaklaşımlar ile bu işi yapması zorlaşabiliyor, bu da bir kaçınma sebebi oluyor. Kadından çok da iyi doktor da, cerrah da, mühendis de olur. Pek çok erkekten kat kat iyi hem de.

Bir de, mesela iki taraf da dahiliye hekimi, benzer yoğunlukta olsa da ev işlerinin yükü daha çok kadına kalıyor ve bu durumda erkeklerin çoğu suçluluk duymuyor, toplum baskısına uğramıyor, söz konusu kadın hariç herkes mutlu. Kadınların da bir çoğu durumu kabullenmiş, değişme ihtimalini hayal bile edemeyebiliyor. Bundan memnun olan da olabilir, o da kendi tercihleri, bir şey diyemem. Ama çoğunluk memnun olmasa da içine atıyor, ya da memnun olmadığının farkına bile varmıyor. Daha da ilginci, kadının bariz olarak çok daha yoğun ya da belki toplumda daha kutsal ya da önemli görülen bir mesleği olursa erkek belki kolları sıvayıp kendi payını yapıyor, ama toplum hala burada erkeğin tarafını tutarak kadını görevini yapmamakla, erkeği de iyilik meleği ya da ‘kılıbık’ olarak görebiliyor. Böyle tonlarca örnek sayabilirim…

Ve elbette şunu söylemek de boynumun borcu, bir kadının çalışmasının haklı görülmesi için ‘dünyayı kurtaracak’ bir iş yapması şart değil. Kendi istediği için de çalışabilir. Psikiyatri hekimliğine başladığımdan beri çok daha iyi bir şekilde fark ettim ki, işleyen demir ışıldar, dolayısıyla bir insanın eğitim alması, sonra bu eğitimle bir üretim yapması, bir işle, meslekle meşgul olması (ev işleri ve çocuk bakmak da bu kategoriye girebilir ama kadın kendi gerçekten bunu isterse ve mutluysa) insanın akıl sağlığı için çok gerekli şeyler. Kendini gerçekleştiremeyen, zekasını kullanamayan kadınlar mutsuz oluyor, değersizlik duyguları daha da artabiliyor ve bu çeşitli ruh sağlığı problemlerine yol açabiliyor. Ayrıca kadınların ekonomik özgürlüklerinin olmaması, zaten az olan seslerinin ve özgüvenlerinin daha da azalmasına sebep oluyor ve bu döngüye ses çıkarma şansları kalmıyor. Bir nevi ‘The Unorthodox’ dizisindeki gibi. Sistem öyle kurulmuş ki, karşı çıkmak, bu düzenden kurtulup kendi sesini bulmak, kendi yolunu çizmek çok zor, dolayısıyla kolay kolay cesaret edilemiyor. Üstelik bu düzende yetişen kadınlar da aynı mentaliteyi kendi evlatlarına geçiriyor. Erkeklerin avantajına olan bu kısır döngü böylece devam edip gidiyor.

Bir de şu konulara da değinmeden geçemeyeceğim:

-Eşit ya da daha iyi akademik başarıda olan kadınların (ki araştırmalara göre ortalama olarak genelde daha iyiler), kendisine denk ya da daha düşük akademik başarıda olan erkeklerden daha aşağı zekada görülmesi ve söylediklerinin daha az ciddiye alınması. Kadınlar başarılıysa ‘zeki değil ama çalışıyor’, erkekler başarılı değilse bile ‘zeki ama çalışmıyor’. Dahası kadın başarılıysa hep bir kusur arama, hep bir açık bulmaya çalışma var. Kadınların başarılı olmasını neden kaldıramıyoruz? Bunu diğer kadınlar dahi kaldıramıyor bazen.

-Çalışan bir kadın çocuk sahibi olunca ‘Çocukla kariyer zor olmuyor mu?’ diye sorulurken erkeklere neredeyse hiçbir zaman bu sorunun sorulmaması. Dahası erkeklerin çoğunun, ‘Çocuk mu kariyer mi?’ diye bir düşüncenin muhtemelen akıllarından bile geçmemesi. Üstelik ben ‘çalışan baba’ diye bir kavram hiç duymadım ama ‘çalışan anne’ hep bir ‘kusurlu anne’ göndermesi olan bir kavram gibi. Zira anneler ‘fedakar, kusursuz, 24/7 emre amade, kendine bakması ayıp olan, saçını süpürge etmesi gereken, insanüstü, melek, süperkahraman’ gibi imkansız standartlara tabi iken babalardan beklentiler çok daha düşük bir seviyede.

Çoğumuzun içine cinsiyet ayrımcılığı o kadar işlemiş durumda ki, örneğin yurtdışına taşınan pek çok çiftte erkeğin iş bulması ile göçülüyor ve kadınlar bazen çok istemese de mecburen ev hanımına dönüşüyor ve öyle de kalabiliyor. Bunun tam tersi çok daha nadir, hatta olursa abesle karşılanabiliyor.

Peki bu konularda değişim isteyenler neler yapabilir? Bu konuda da hikayelerde güzel öneriler geldi ve yine profile sabitledim. Ancak bunun da cevabı basit değil, ve yapılacak çok şey var ama hepsi buraya sığmaz. Ayrıca herkesin durumu farklıdır, birinde işe yarayan yöntem birinde yaramayabilir, ama kendimce birkaç öneri listelemek isterim:

Öncelikle kendiniz bu düzene katkıda bulunmamaya çalışın.

Kız evlatlarınızı bir erkeğe köle olmaları gerektiği algısı ile yetiştirmeyin, erkek evlatlarınızı göklere çıkarıp kız evlatlarınızı ezmeyin, hepsine eşit davranın, evlat ayırmayın, kızların kendilerini değersiz hissetmelerine sebep olmayın. ‘Ev işleri kadın işidir’ algısını güçlendirmeyin. Hem kız hem erkek evlatlarınıza bu konuda deneyim kazandırın, eşit derecede sorumluluk verin. Ev işi yapmayı sevmeyen kız evlatlarınıza ‘Yarın kocaya gidince seni bu beceriksizlikle istemez’ gibi, kadının dünyadaki tek görevi ev işleri yapmakmış gibi laflar etmeyin.

Sonra kendi evinizde durumların dengeye gelmesi için elinizden gelen çabayı gösterin. Ancak şunu unutmamak lazım, hem toplumsal hem kişisel hakları savunmanın tek yolu kavga çıkarmak, öfkeyle, agresif şekilde kendini ifade etmek değil. Tam Türkçe’si olmayan, asertif kavramı (nazik şekilde, kırıcı olmadan hakkını savunmak) bence genelde en doğru yol. Dolayısıyla bu yazıyı okuyup gaza gelip sevdiklerinizle kavga edin değil amacım, ama farkındalığı artırmak ve mümkünse barış içinde bir uzlaşmaya ve eşitliğe varılmasında az da olsa etkim olması. Karşıdakinin empatisini artırmak için durumunuzu dürüstçe ve sinirlenmeden anlatmaya çalışın, yoksa karşı tarafı savunmaya geçirmekten başka pek bir işe yaramayacaktır muhtemelen.

Henüz evlenmemiş olanlara da evlenmeden bu konuları konuşmalarını öneririm. Baştan kurallar belli olunca sonra uygulaması daha kolay oluyor, ama halihazırda evli olanlar için de, böyle gelmiş diye böyle gitmek zorunda değil. Ufak adımlarla da olsa, sabırla, zamanla değişebilir. Karşılıklı sabır, sebat, anlayış şart. Bilmekle uygulamak aynı şey değil, zaman alması çok doğal. Ama bu çabaya değer bence.

Son olarak bir şeyi daha fark ettim, bu konularda konuşan insanlar ya bu konulardan kendi dertli olan insanlar, ya da kendisi şanslı olduğu halde, başkalarının da daha güzel şartlara kavuşmasını isteyen, adalete inanan insanlar. Çok şükür ki ben kendimi bu konularda bir çok kadına göre epey şanslı görüyorum, ama dilerim ki çok daha fazla kadın bu konularda çok daha iyi şartlara kavuşsun. Amacım kimseyi suçlamak ve yargılamak değil, farkındalığa ve adalete kendimce az da olsa katkıda bulunmak. Umarım faydası olur. Herkese kolaylıklar :)