Kadına Şiddete Hayır

Kadına Şiddete Hayır
28 Temmuz 2020 · 6 dakikalık okuma

Toplumdaki şiddet eğilimi ve spesifik olarak kadına yönelik şiddet, birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşan kompleks bir durum, ve çözümü zor olsa da, bir yerlerden başlamak, elimizden geleni yapmak zorundayız ve bence bu konuda hepimize belli sorumluluklar düşüyor. Sorunun sebebini anlamaya çalışmak, her şeyde olduğu gibi bunda da çözüme ışık tutabilir, o yüzden yine irdelemeye çalışacağım kendimce.

Öncelikle toplumsal düzeyde olan problemler var. Bunlara kişisel olarak etkimiz çok az olsa da, herkes kendi kapısının önünü süpürse, herkes çevresindeki 3-5 insanı bile etkilese, çok şey değişebilir. Cinsiyetçi yaklaşımlar ve söylemler bunların başında geliyor. Örneğin ‘Saçı uzun aklı kısa’, ‘Kadın başına’, ‘Kızını dövmeyen dizini döver’ gibi sözlerle adeta beynimiz yıkanarak büyüdüğümüz için, ne kadar çabalasak da bilinçaltımızdan bunları yok etmemiz çok zor. Ancak farkına varıp, etkisini azaltmaya çalışabiliriz. Ayrıca kadınlara eşit eğitim ve çalışma hakkı verilmemesi, yardıma muhtaç, kendi başına bir şeyler beceremeyen insanlar olarak görülmesi de, kadını daha değersiz görmeye ve hissettirmeye yol açıyor. Kadını daha değersiz olarak gören bir toplumda, kadının yaşam hakkının da daha az olduğu düşüncesi ortaya çıkabiliyor. Böylece bir erkek, kadın isteklerini karşılamadığında kadına zarar vermekten çekinmiyor, zira onun gözünde, kendi isteklerinin değeri, kadının canından daha değerli. Dahası kadınlar da kendilerini değersiz hissettiği zaman, haklarını aramaktan çekinip, bu ataerkil düzene boyun eğmek zorunda hissedebiliyorlar. Tabi istese de elinde imkan olmadığı için sessiz kalmak zorunda kalan ya da hisseden de çok sayıda kadın var ne yazık ki.

Bir de bireysel meseleler var. Öncelikle ebeveyn olarak çocuklarımıza öğretmemiz gerekenler var. Ama sadece lafta değil, davranışlarımızla da örnek olmalıyız. Ayrıca sınır koyabilmek, hayır diyebilmek (çok geç olmadan), şiddete eğilimi olduğu belli olan kişilerden uzak durmaya çalışmak da en azından bu tehlikeli düzende kendimizi korumak için faydalı olabilir. Ancak maalesef bazen insanlar gerçek yüzlerini saklıyor, o yüzden bu lütfen suçlama gibi algılanmasın, başka canlar yanmasın diye naçizane bir öneri. Bir de bazen maalesef ‘hayır’dan anlamayan insanlar karşımıza çıkabiliyor. Bu insanlarla mücadele çok daha zor, bu noktada polisin, kanunların korumasına muhtacız.

Bir de bariz gibi gelse de hatırlaması önemli bir mevzu, bir insanın gelecekte şiddete başvuracağının en önemli belirleyicilerinden biri, geçmişte şiddete başvurmuş olması. Psikiyatride hastaların şiddete eğilimlerini ölçerken en çok kullandığımız yöntem bu, zira istatistikler bu korelasyonu gösteriyor. Elbette başka parametreler de var, ve bir insan geçmişte şiddet uyguladı diye hep uygulamak zorunda değil, ama olasılık çok artıyor ne yazık ki. Dolayısıyla ‘değişir’ diye kendimizi kandırmamak, bu gerçeğin farkında olmak lazım bence. Çok az insan bu kadar dev değişimlere muktedir maalesef… Ayrıca şiddet sadece fiziksel değil, çoğu zaman da sözlü. Bu da fiziksel şiddete eğilim ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren bir durum, ve aynı zamanda başlı başına bir problem. Kalp yarası da iz bırakır, travmatize eder, psikolojik problemlere yol açar. Her şeye ‘he demek’, göz yummak, bu şiddeti uygulayan insanın kendine çeki düzen vermesini engelleyebilir. Nasıl olsa tepki gelmiyor diye aynen devam edebilirler.

Ne yazık ki, şiddete eğilimle çok ilişkili olan antisosyal kişilik özellikleri de sadist kişilikler de, erkeklerde daha yaygın. Bunun sebeplerine şu an girmeyeceğim, ama hem genetik hem toplumsal sebepler olduğu düşünülüyor. Ancak sırf bu eğilim var diye, kişilerin sorumluluğu yok demek değil. İçgüdülerimizi kontrol etme yetisi zaten bizi insan yapan şey. Bu kontrolleri geliştirmek için çabalamak durumundayız. Yoksa da sonuçları olmalı ki, bu davranışın yanlış olduğu öğrenilsin. Bu kişilik özelliğinde olanlarda zaten suça eğilim çok yüksek, çünkü karşıdakinin duygularını önemsemiyorlar, suçluluk hissetmiyorlar ve karşıdakine acı vermek onları adeta mutlu ediyor, kendilerini güçlü hissediyorlar. Bu insanlardan uzak durmayı tavsiye ediyorum naçizane, ama bunun mümkün olması için önce kadınların kendini güçlü, yeterli hissetmesi ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi şart. Elinde olmayan nedenlerle bunu kendi başına yapmakta zorlanan kadınlar için de toplumun çeşitli yollarla kadınlara her yaşta destek olması gerekiyor. Bu destek bazen sadece, ‘Aa boşandın mı, e çocuklar ne olacak?’ dememek şeklinde bile olabilir, en azından acılarına tuz basmamış olursunuz. Ama dahası, kadınların can güvenliğinin korunması için kanunlar, destek olan kurumlar, ileri yaşta bile olsa eğitim ve iş olanakları verilmesi de çok gerekli ve önemli.

Biraz da istatistiklerle Türkiye’deki duruma bakalım:
Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre kadınların ekonomiye katılımında Türkiye 153 ülkeden 136. sırada. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 yılında paylaştığı “İstatistiklerle Kadın” verileri ise erkeklerin istihdam oranını yüzde 65.6, kadınların istihdam oranını ise yüzde 28.9 olarak gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu sitesinde kadına yönelik şiddetle ilgili de pek çok veri var. Örneğin yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya birlikte olduğu kişi(ler)den fiziksel şiddet yaşamış kadınların yüzdesi %39.3. Bence bu korkunç bir yüzde. Her 10 kadından 4’ü neredeyse! Ve kadın eğer lise veya üzeri eğitim seviyesindeyse bu oran %25’e düşüyor. Bu da oldukça düşündürücü. Daha bir sürü ilginç veri var, üşenmeyip seçeneklere tıklarsanız, ona göre rapor oluşturabiliyorsunuz. Bir ara daha detaylı şekilde özetlemek isterim, ama şu an bu yazıyı çok uzatmak istemiyorum, çünkü biliyorum ki yoksa okunmayacak, hedefine ulaşamayacak, ama daha kısa yazıp yüzeysel bırakmak da istemiyorum.

Bir de ‘bir anlık kendimi kaybettim’ diyen erkeklerle ilgili şundan bahsetmek istiyorum:
Karşısındaki patronu, polis, devlet bakanı, askerde komutanı ya da İngiltere Kraliçesi olsa, yani saygı duydukları, kendilerinden daha güçlü biri olsa da aynı şekilde kendilerini kaybederler miydi acaba? Ya da örneğin eşine vuran, ancak ceza alacak seviyede bir zarar vermeyen kişi, demek ki aslında kendini tutabiliyor, sadece canı istediği seviyede tutuyor. Sonuçları ağır olunca tutuyor. Demek ki sonuçlarını daha ağır hale getirmek şart.

Bu kompleks sorun üzerine bir de güzel bir makale buldum, okumanızı tavsiye ederim. Dokuz Eylül Üniversitesi’nden İnci Boyacığlu’nun kaleme aldığı, ‘Dünden Bugüne Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet ve Ulusal Kadın Çalışmaları: Psikolojik Araştırmalara Davet’. Bu makalede çok önemli gördüğüm birkaç şeyin altını çizmek istiyorum:

‘Kadınların yaşadıkları şiddeti tanımalarının önündeki engeller:
Şiddetin toplumca olağanlaştırılması, şiddetin toplumca görmezden gelinmesi, kadınların şiddetin gelecekte biteceğine dair beklentileri, kadınların hissettiği çaresizlik ve kendine güvensizlik, aile içi şiddetin ara ara ortaya çıkmasından dolayı şiddetsiz dönemlerde kadının şiddeti yok sayma eğilimi göstermesi.

Kadınların yaşadıkları şiddeti durdurmalarının önündeki engeller:
Çaresizlik, yetersizlik duyguları, gelecek ve değişme korkusu, aile ya da arkadaş baskısı, dini baskılar, yasal ve sosyal desteğin yokluğu, işsizlik, barınma sorunları, çocukların bakımını karşılamada yaşanan ekonomik sınırlılıklar.

Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelede üç ana yaklaşımdan söz edilebilir: Sosyoekonomik eşitliğin sağlanması, aile içi rollerdeki dönüşüm ile toplumsal ve kültürel dönüşüm.’

Bu maddeleri biraz açarsak, kadının eşit eğitim ve çalışma hakkı olması, ekonomik özgürlüğünün olması, eşit söz hakkına sahip olması, toplumun eğitim düzeyi, ve özellikle de eşitlik üzerine daha fazla bilgilendirme yapılması diye özetlenebilir. Dizilerin çoğunda kadına şiddet ve aşağılama davranışları bu kadar yaygınken bir toplumsal gelişme beklenmesi çok mümkün değil. Ayrıca okuldaki ve ailedeki eğitimin de içine bunların yedirilmesi gerekiyor. Toplumda agresyon ve şiddet, hepimizin huzurlu yaşamasını engelliyor. Toplumun huzurunu değil de sadece kendini düşünen insanlar dahi biraz düşünürse, toplum kaotikse bunun ucunun kendisine ve ailesine de dokunacağını görebilir, ama gözünü kapayabiliyor, bana olmaz sanıyor.

Bu geri kalmış düşünce ve davranışlarla mücadelede hepimize sorumluluk düşüyor. Her şeyi kadere bağlayamayız, hepimizin aklı ve cüzi de olsa bir iradesi var. En azından kendi düşünce ve davranışlarımızı kısmi de olsa kontrol edebiliriz, kendimizi ve çevremizi eğitmeye çalışabiliriz. Kontrol edebileceğimiz kısmı bile kontrol etsek ne kadar çok şey değişebilir. Kendimize ve daha iyi bir geleceğe inanmalı ve vazgeçmemeliyiz. Ülkemize ve kendimize bu geri kalmışlık yakışmıyor.

#kadınaşiddetehayır #insanaşiddetehayır #kadınkadınındostudur #kadındayanışması #kadınhaklarıinsanhakları #Istanbulsozlesmesihayatkurtarir #guclukadinlar #Womensupportingwomen