İşi Ehline Bırakmak

İşi Ehline Bırakmak
1 Mayıs 2020 · 6 dakikalık okuma

Pandeminin başından beri farkındaysanız konunun uzmanı olmakla uzaktan yakından alakası olmayan pek çok insan bu konuda konuşmaktan ve doğru olup olmadığını bile değerlendiremeyeceği bilgileri - iyi niyetli de olsa - paylaşarak, yanlış bilgilerin yayılmasına katkıda bulunmaktan kendini alamadı. Özellikle pandeminin ‘evde kal’ma meselesinden ötürü, pek çok insana pasif durarak yardımcı olma fikri zor geldi, zira belki içgüdülerimize aykırı bir durum. O yüzden evden de olsa kendilerince katkıda bulunmak istediler, anlıyorum. Ancak iyi niyet her zaman doğruya götürmez. Yolun, yöntemin doğru olması da önemli.

Özellikle başlarda bilgi kirliliği çok daha yaygındı malum, whatsapp gruplarındaki esrarengiz ses kayıtlarından tutun, Facebook’larda paylaşılan yalan yanlış bilgilere kadar. Daha kötüsü, doktor kimliğini kullanarak, emin olmadığı bilgileri televizyonlardan, internetten halka yaymaktan çekinmeyen kişiler de oldu. Komplo teorilerine hiç girmiyorum. Ve maalesef televizyondan, internetten duyduğu her şeyi, kendi filtresinden geçirmeden inanan bazı insanlar bu tuzaklara düştü. O insanları da suçlamıyorum zira bu filtre de eğitim ve deneyimle gelen bir şey, herkesin o kadar elinde değil o filtreleri geliştirmek.

Ancak şu biraz daha elimizde: Emin olmadığımız bilgiyi yaymamak.

Bunun zararlarını bu aralar hepimiz daha bir gördüğümüz için (bkz Trump), belki bu da koronanın bize teselli ödüllerinden biri olur ve insanların bilmediği konularda atıp tutmaları azalır diye umuyorum.

İnsanın uzman olmadığı konuda fikir sahibi olma hakkı ile, o emin olmadığı bilgiyi yayması arasında büyük bir fark var. Zira burada başkalarına zarar durumu da işin içine giriyor. Hele bu pandemi durumunda vebali ekstra büyük, çünkü kitleleri etkiliyor.

Tıp ve bilim geçmişi çok az olan birinin rastgele bir tıp kitabının bir sayfasına göre bir hastalığı tedavi etmeye çalışması ne kadar mümkünse, insanın bilmediği konuda doğru yorum yapması da o kadar mümkün. Hele konu sağlık olunca, ekstra dikkatli olmak şart. Kendince bu insan doğru kaynağı kullandığını düşünebilir ama sorun şu ki, olayın tümüne hakim olmadan, bir bilgi kırıntısıyla doğru yorum yapılması çok zordur. Çünkü bu şekilde, insan neyi yanlış yaptığını, neyi anlamadığını bile anlayamaz.

Bu konuda şu örneği düşünebilirsiniz: Daha önce hiç yemek yapmamış (ya da belli bir yemeği yapmamış) birinin yazılı bir tarife göre yemek yapmaya çalışıp, bilenler için çok bariz olan bir şeyi yapmadığı için yemeği berbat etmesi gibi bir durum… (ki yeni tarif denerken bana çok olur :)

Çok önemli olduğunu düşündüğüm için tekrar etmek istiyorum: İnsan uzman olmadığı konuda, neyi bilmediğini bile bilemiyor.

Günümüzde hala dünyanın düz olduğuna bile inananlar olduğuna göre, bazı insanların maalesef, yanlışlığı çok net kanıtlanabilir de olsa bazı şeylere ikna olabildiğini biliyoruz. Aşı karşıtlığı muhabbeti de buna benzer başka bir örnek. Ama sorun şu ki, insan uzman olmadığı konudaki kanıtların doğruluğunu ya da yanlışlığını da anlayamadığı için o insanlara bir şey ispatlamak da çok zor oluyor. Nasıl ki bazı insanların tüm kanıtlara rağmen dünyanın düz olduğunu iddia etmesi aklı başında insanları şok ediyorsa, aşı karşıtları da bilimle uğraşan, bu konudan anlayan insanları aynı şekilde şok ediyor. Ancak bu insanları ikna etmek de genelde pek mümkün olmuyor, zira doğru bilgi kaynağıyla yanlış bilgi kaynağını ayırt edemeyen ve bu konunun uzmanlarına güvenmemeyi, kendi görüşünü her şeyin üstünde tutmayı ilke edinen insana gösterdiğiniz kanıtlar da etkisiz olabiliyor.

Bir psikiyatri hekimi olarak, her tür aksine kanıta rağmen imkansız şeylere inanan insanlar görmeye alışığım ve biri bir şeye yeterince güçlü bir şekilde ikna olmuşsa mantıklı argumanların onları ikna etmeye yetmediğini biliyorum. Zira ikna etme/olma meselesi tek taraflı değil. Karşıdakinin de o bilgileri algılayabilecek kanallarının açık olması, kabının onu alabilecek genişlikte olması lazım. Sonuçta bir şeyi bildiğinizi zannediyorsanız doğrusunu öğrenmek çok zor. Ama bence bir kısım insan var ki, düzgünce anlatılınca doğruyu görebiliyor, bu yazıyı o kanalları açık olan güzel insanlar için, bir umut yazıyorum.

Uzmanı olmadığınız konudaki doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırmanın zorluğu konusunu biraz daha açmak istiyorum. Bilimsel geçmişi olmayan bir insanın, belli bir konuda hangi kurumların, kaynakların, kanıtların daha güvenilir olduğunu, bilimsel bilgileri, kanıtları, verileri nasıl değerlendireceğini ve yorumlayacağını bilmesi çok zor. Bunlar yılların eğitimi, birikimi ve deneyimiyle oluşan şeyler. Dolayısıyla herhangi birinin ‘kendi imkanlarıyla’ doğru bilgiyi bulup doğru sonuca varması çok zor. Dahası bu insanların bir de başkalarına yanlış kanılarını yaymaya çalışması durumu var.

Bir de her kanıt aynı derecede değerli değil. Kanıta dayalı tıpta, kanıt dereceleri piramidi diye bir kavram var. Bu piramidde, ‘uzman görüşü’ bile, kanıt seviyeleri piramidinde çok aşağılarda. O nedenle ‘bu konuda araştırmalar var’ yeterli bir kanıt değil. ‘Falanca söyledi’, Facebook’tan gördüm, ‘ben denedim oldu’ hiç değil elbette.

Bir de her araştırmanın aynı kalitede olmaması meselesine dönersek, örneğin biz hekimler genelde haftalık akademik toplantılarda, bir konuda seçtiğimiz biz bilimsel araştırmayı irdeleyip ne kadar güvenilir olduğunu tartışırız. Yılların deneyimiyle bile bu hiç de kolay bir iş değildir ve bu toplantılarda görürüz ki, güvenilmemesi gereken pek çok araştırma mevcut. Ve hatta şöyle bir söz vardır biz öğretilen: ‘Asla tek bir araştırmayla pratiğinizi değiştirmeyin’. Tıpta genelde aceleyle kurallar değiştirilmez, emin olunmadan kolay kolay yeni tedavi kullanılmaya başlanmaz. Zira kar zarar oranını iyi değerlendirmek için bir süre gözlemlemek ve çeşitli şekillerde veri toplamak gerekir. Şu anda koronavirüs aşısının ve tedavilerinin zaman alması da bundan. Bu nedenle tıptaki kurallar, tek tek kişilerin, tek tek araştırmaların değil, bir konuda o güne kadar yapılmış tüm güvenilir araştırmaların derlemesiyle belirlenir. Dünyada her bilim alanında bunu yapan bir sürü güvenilir kurumlar var. Onlar düzenli olarak bu kanıtları inceler, derler, yorumlar ve rehberler çıkarır. Doktorlar da bu rehberleri takip ederek güncel bilgiyi uygulamaya geçirir.

Bir de şunu unutmamamız lazım, insan her konunun uzmanı olamaz, buna ne ömür yeter, ne de insan beyninin kapasitesi. Zira günümüzde her alanda çok fazla bilgi var, ve ufak bir alandaki tüm bilgilere hakim olmak bile hayli zor. Bilgilerin düzenli olarak güncellendiği de düşünülürse zorluk daha da iyi anlaşılır. Bir de hafızanın kapasitesi meselesi var. İnsan her gün uğraşmadığı şeyi, bir ara öğrenmiş olsa da unutur. Bu nedenle bir konuyla her gün ilgilenen uzmanla, bu konuyu bir ara bi yerden okumuş insan arasında dağlar kadar fark vardır elbette.

Dolayısıyla güvenilir kurumlara, işi ehline bırakmaktan başka çare yok. Bence bir konuda uzman olmayan insanın öncelikli sorumluluğu, işi ehli olduğunu düşündüğü bir uzmanı bulup, onun önerilerine uymak. Ben kendim hekim olmama rağmen, uzman olmadığım konuda bir sorun yaşadığımda, uzmanına gidiyorum. Pek çok hekim de öyle. Hatta mesela kendi çalıştığım alan olan psikiyatrinin içinde bile yan dallar var (diğer bölümlerde olduğu gibi) ve herkes kendi alanına daha iyi hakim olduğu için, gerekince o alanın uzmanının görüşü alınır.

Hal böyleyken insanların bir konuda hiçbir düzgün eğitimi ve deneyimi olmayanlara güvenmesini üzülerek izliyorum. Ancak başkalarının davranışlarına ve düşüncelerine olan etkimizin kısıtlı olduğunun da farkındayım. Belki bir faydası olur diye umut ederek yazdım bunları, elden başka ne gelir ki.

Özetle, işi daima ehline bırakalım, sınırlarımızı bilelim, bilmediğimiz konuda dikkatli konuşalım.