İngilizce konusunda mükemmeliyetçilik

İngilizce konusunda mükemmeliyetçilik
21 Mart 2021 · 5 dakikalık okuma

İlk kez İngilizce bir video yayınlamamın şerefine, bu konudaki görüşlerimden biraz bahsetmek istedim. (Söz konusu video: https://www.youtube.com/watch?v=DAI-EX1NVXw)

Doğrusu bu videoyu çekmeden önce benim de bu konuda çekincelerim vardı ama yine de çektim ve yayınladım ve bu cesaretimden ötürü kendimi tebrik ediyorum :) İngilizce’min mükemmel olmadığını bile bile, hem kendi korkularımı yenmek, hem de başkaları için de, mükemmel Londra aksanınız olmasa da İngilizce konuşmayı, bu konuda video çekip yayınlamayı normalleştirebilmek istedim.

Örneğin Fransız’ların genellikle oldukça koyu bir İngilizce aksanı olur ve belki onlar da utanıyordur ama ben açıkçası sevimli buluyorum ve bir Fransız, kendi aksanıyla bir video çekip koysa bunda anormal, utanılacak bir şey görmüyorum. Ama genelde kendimize uyguladığımız acımasız sesleri başkalarına da yansıtabildiğimiz için, ben kendi aksanımdan biraz utandığım için, bazen Türk aksanlı İngilizce duymak bana zor geliyor, adeta o kişi adına utanabiliyorum ve benzer düşüncede pek çok Türk olduğuna da eminim. Ama bunu aşmak istiyorum, siz de aşın bence :)

Aksanlı olmakta utanılacak bir şey yok. Aksanımız bizim kimliğimizin parçası ve bundan utanmak, bilinçaltımızda, kimliğimizden utanmamızdan geliyor olabilir. Özellikle yurtdışına ilk yerleştiğimde, neredeyse burada büyümemek benim suçum gibi hissedebiliyordum. Halbuki bunu utanılacak bir şey gibi görmek sadece bir bakış açısı. Artık öyle düşünmüyorum ve çok kültürlü olmaktan gayet memnunum. Bütün kimliklerim, deneyimlerim beni ben yapan şeyler ve iyi ki varlar. Evet hiçbir ülke mükemmel değil ve fanatikçe milliyetçiliğe sıcak bakmıyorum, ama Türkiye’de büyümüş olmaktan dolayı kazandığım pek çok güzel bakış açısı var ve bunlardan memnunum ve elimde gücüm olsa bu gerçeği değiştirmezdim. Altta yatan bu düşünceleri çözdükçe, kültürümüzle ilgili her izi yok etme içgüdüsü de azalıyor.

6 yıldır İngiltere’de yaşasam ve yıllardır burada hekim olarak işimi, hele Psikiyatri gibi dilin çok önemli olduğu bir işi yapsam da, sonuçta İngiltere’de doğmadım ve tabi ki anadilim gibi değil ve muhtemelen de hiç öyle olmayacak. Elbette ki zamanla gelişmeye devam ediyor ama özellikle aksan meselesi kolay kolay aşılabilen bir şey değil, ve bence şart da değil. Bu konuda farklı görüşler olabilir elbette ama bence bir yabancı o ülkenin dilini akıcı ve anlaşılır şekilde konuştuktan sonra, aksanını taklit etmek zorunda değil. Bu biraz tercih ve biraz da yetenek meselesi. Örneğin belli kelimeleri, cümleleri uğraşırsanız Londra aksanıyla konuşabilirsiniz, ama tamamen sürekli öyle bir aksanla konuşmak gerçekten çok yorucu ve ona çok odaklanırsanız bu sefer konuştuğunuz cümlelere, anlama odaklanmanız çok zor oluyor. Ve bu konularda toplumumuzda çok yaygın olan mükemmeliyetçilik, utandırma, dalga geçme davranışları nedeniyle, İngilizce’si gayet akıcı, anlaşılır ve yeterli olan pek çok insan, aksanından, grammer hatasından, istediği kadar havalı kelime kullanamamasından utandığı için konuşmuyor, konuşmadıkça da gelişmiyor, İngilizce konuşma yeteneği olduğu yerde duruyor. Belki bu korkudan ötürü yurtdışına gitmekten korkuyor.

Bir de bana en çok sorulan sorulardan birine değinmek istiyorum: ‘Yabancı olarak doktor olmak, Psikiyatrist olmak zor olmuyor mu, nasıl oluyor?’ Kısa cevap şu: Evet zor, ama en azından benim deneyimim şu: Aşılamayacak, engel olacak bir seviyede değil. Benim için yine de diğer pek çok başka sebepten ötürü, burada doktor olarak çalışmama değen bir zorluk. Eğer şu ana kadar geçtiğim sınavları ve mülakatları geçebildiysem, demek ki İngiltere de benim burada doktor olmama onay veriyor. Belki bazı hastalar tüm doktorlar beyaz İngiliz olsun istiyor olabilir, ama İngiltere beyaz İngiliz’lerden oluşmuyor ve bu grup dışındakiler de yabancı doktor istiyor olabilir. Ayrıca zaten ihtiyaçları olmasa almazlardı, hiç doktor olmayacağına yabancı doktor olması herkes için daha iyi.

Bu durumları güzel özetleyen ve sanırım direkt Türkçe karşılığı olmayan bir kavram var: trade-off. Mükemmeliyetçiliğin panzehiri bir bakış açısı. Bir şeyi elde etmek için, başka şeylerden fedakarlık etme meselesine deniyor. Benim için İngiltere’de doktorluk öyle. Hayatta pek çok şey öyle. Neredeyse hiçbir seçim, safi avantajdan oluşmuyor ve hayatın bu gerçeğini kabul edemedikçe, mükemmeliyetçiliğin bizi paralize etmesinden kurtulmak zor.

İlk kez tanıştığım hastalar ve iş arkadaşlarım, ilk intibada belki yabancı oluşuma, aksanıma takılıyor olabilir, kafasında önyargılar olabilir, hangimizin yok ki? Ama çoğu sağduyulu insan, bazen 1-2 dk sonra bazen belki biraz daha uzun süre sonra bu önyargıları aşıp, sizi siz olarak görmeye başlayabiliyorlar. Ve eğer işinizde iyiyseniz, bunların önemi neredeyse hiç kalmıyor. Velev ki aşamadılar, bu biraz da onların kusuru ve sorunu. Herkesin sizi sürekli beğenmesi, övmesi, hayran olması şart değil. Zaten ayrımcılık etnik kökenle, dille bitmiyor ki. Cinsiyet var, dil var, fiziksel görüntü var, vs vs. Ayrımcılıktan kaçmak zor. Elbette yabancı ülkeye gidince farklılıklar artıyor, ama bence İngiltere’de farklı olana saygı Türkiye’den çok daha iyi olduğu için, bazen çok farklı olsanız da birbirinizi kabullenmeniz daha kolay oluyor.

Ayrıca çok kültürlülüğün toplumsal açılardan da pek çok avantajı var. İngiltere’nin de, hele Londra’nın kendi içinde çok çeşitli aksanları, etnik kökenleri mevcut. İskoç, İrlanda’lı, Fransız, Pakistan’lı, Arap, Türk, Malezya’lı, Çin’li vs vs. Bu insanlar birbirini her zaman yüzde yüz anlıyor değil. Ama bunda da büyük bir problem yok. Bu çok kültürlülüğün getirdiği birçok güzellik yanında, bence ufak bir bedel. Anlamadıysanız tekrar ettirebilirsiniz örneğin ve Türkiye’de de oluyor bunlar.

Bir nokta da şu, eğer hastalarınız tek tip değilse, onlara hizmet veren sağlık çalışanlarının da tek tip olmaması bir avantaj. Bunun çok fazla avantajı var ama birkaçını saymak gerekirse:

  1. İnsan benzer kültürden geldiği insanları daha iyi anlayıp daha iyi empati yapabiliyor, dolayısıyla ekipte bir Türk olmasa, belki Türk hastayı anlayan kimse olmayacak. Ayrıca hasta da kendini doktora daha yakın hissediyor ve teropötik ilişki kurmak kolaylaşıyor. Ama bir hastayla aranızda bir empati bağı kurulması için illa aynı memleketten olmanız gerekmiyor elbette. Bu sadece bir alt başlık.
  2. Dil açısından, iki yabancı birbiriyle daha iyi anlaşıyor. Örneğin bir Bulgar hastayı ben İngiliz’lerden daha iyi anlıyorum çünkü aksanımız benzer ve Bulgar hasta da aynı şekilde beni daha iyi anlıyor. Bunu çok defa yaşadım. Bulgar hastanın koyu aksanlı İngilizce’sini daha İngilizvari bir aksanla İngiliz’lere çevirdiğim çok oldu :)

Özetle, hem kendimizi, hem başkalarını, mükemmel olmadıkları için yargılamayı, küçümsemeyi bırakabilsek hepimiz ne kadar rahatlardık ve dünya ne güzel olurdu diye düşünüyorum ve umarım bu konularda zorlanan herkes, hem kendine, hem başkalarına daha anlayışlı ve şefkatli bakış açılarına ulaşabilir.