Ev İşlerinde Adalet

Ev İşlerinde Adalet
30 Haziran 2020 · 8 dakikalık okuma

Geçenlerde Instagram hikayelerinde yaptığım, ‘popüler olmayan görüşleriniz’ anketine gelen cevaplarından biri, çocuk sahibi olmanın herkese göre olmadığı meselesiydi. Bunun üzerine bir mini Instagram anketi yaptım ve bu anketin sonuçlarını oldukça ilginç ve düşünmeye değer bulduğum için burada irdelemek istedim:

Anketin sonuçlarına gelirsek:

‘A - Herkes çocuk sahibi olmaya çalışmalı’ cevabını 15 kişi verdi. Üşenmedim saydım ve bu 15 kişinin 10’u, yani %66’sı erkek (isme ve resme göre tahmini).

B - ‘Herkese uymaz, tercih meselesi’ diyen 282 kişidense yaklaşık sadece 20 kişi, yani neredeyse %7’si erkek. %66’ya karşılık %7…

Elbette bu bilimsel bir çalışma olmaktan çok uzak ve sayılar küçük, ancak yine de bi fikir veriyor, en azından beni takip edenlerin nabzını bir nebze tutuyor. Dahası bu bende zaten uzun süredir paylaşmayı düşündüğüm bazı düşünceleri tetiklemiş oldu, böylece bu yazı ortaya çıktı.

Beni takip edenlerin %80’inin kadın olduğunu da hesaba katarsak (Instagram’ın istatistiklerinin yalancısıyım), A cevabını verenlerin büyük bir oranının erkek olması, ama B cevabını verenlerde bu oranın oldukça düşük olması düşündürücü değil mi? Çocuk sahibi olmanın zorluğunun büyük bir kısmını kadınların yüklendiğinin bir göstergesi ve sonucu diye düşünüyorum. Toplum babalardan ebeveynlik namına fazla bir şey istemediği için erkeklerin bu soruya çok daha rahat bir şekilde ‘Herkes çocuk sahibi olmalı’ diyebilmesi şaşırtıcı değil aslında, ama bence baya üzücü… (Böyle düşünmeyen erkekleri tenzih ederim). Zaten çocuk sahibi olmanın, gebelik, doğurma ve emzirme gibi çok ağır yükleri mecburen biyolojik olarak kadında oluyor, ama bu zorluğu kadın kendi isterse, tercih ederse yüklenmeli. Bir erkeğin bunda söz hakkına sahip olduğunu düşünmüyorum. Dahası bazı kadınların da ‘Herkesin çocuk sahibi olması’ düşünmesi bana ilginç geliyor doğrusu. Kendi memnun olsa da herkesin durumu farklıdır sonuçta. İşte bunlar hep empati :)

Ayrıca çocuk sahibi olmak ve yetiştirmek, yani ebeveyn olmak, elbette sadece gebelik, doğum ve emzirmeden ibaret değil. Bu devirde hala erkeklerin çocuğun bakımı ve yetiştirmesinde denk sorumluluk almamasına üzülüyorum, şaşırıyorum ve ister istemez bu haksızlığa sinirleniyorum. Dahası hala bunları konuşmak zorunda olmamıza bile üzülüyorum, hatta bir ara bu devirde artık bunları konuşmaya bile gerek yok düşüncesi içinde idim, ama görüyorum ki hala toplum olarak bu konuda çok yol almamız gerek, o yüzden konuşmak lazım.

Sadece çocuk bakımında değil, ev işlerinde de benzer eşitsizlik/adaletsizlik hala çok yaygın. Bu eşitsizlik gelişmemiş toplumlarda, doğu toplumlarında daha da belirgin oluyor. Örneğin bildiğim kadarıyla Pakistan gibi ülkelerde bizden daha da kötü. Kadınların eğitim ve çalışma hayatına görece daha az katılmasının bir sonucu belki bunlar, ama aynı zamanda da sebebi. Bunların ortak paydası da, bence kadının değersiz, erkeğin üstün olarak algılanması. Ayrıca kadınlar kendilerine yüklenen bu rollerden hem psikolojik olarak hem de pratik anlamda fırsat bulamıyor ki kendi yolunu çizsin, kendi ayakları üzerinde dursun. Ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar da bu konuda seslerini bile çıkarmaya cesaret edemiyor, böylece bir kısır döngü oluşuyor. Elbette başka toplumsal baskılar da işin içinde.

Şunun altını çizmek isterim, lütfen bunlar erkek/evlilik düşmanlığı gibi anlaşılmasın. Evlilik, birbirine destek olmak çok güzel olabilir, ancak evlilik köleliğe dönüşmemeli. Çok şükür dünyada sağduyulu, düşünceli, ev işlerinde kendi payını yapmasının doğru olduğunu bilen ve bunu kendi isteğiyle yapan erkekler de var, ama keşke sayıları çoğalsa 🤗🙏

Bu konularda eşitsizliğin devamına sebep olan şeylerin ne olduğu ile ilgili naçizane tahminlerimden bahsetmek istiyorum:

1. ‘Kadının yeri evdir’ mantığı.

Artık günümüzde pek çok kadının da erkeklerle benzer eğitim, başarı ve kariyer seviyesinde olmasına rağmen, kadınların aynı zamanda hala full time ‘ev hanımı’ gibi ev işleri ve çocuk bakmadan temel sorumlu kişi olmasının beklenmesini aklım almıyor doğrusu. Elbette ki bizden önceki jenerasyonlardan öğrenilenler farkında bile olmadan nesilden nesile aktarılıyor, ve her nesilde biraz daha seyrelse de birden bitmiyor, ancak artık bitsin mümkünse :)

2. ‘Kadınlar bu işlerde daha iyi, o yüzden onlar yapmalı.’ inanışı.

Çocuk yetiştirmek, bakmak ve diğer tüm ev işlerinin bu şekilde kategorize edilmesinin açıklaması bence en hafif tabiriyle tembellik 😬 Kadınlar annelerinin karnından ev işlerini bilerek doğmuyor. Bunların neredeyse hepsi öğrenilebilen beceriler, ve öğrenmesi çok zor ya da yıllar alan şeyler de değil. Ancak erkekler bu önceliklerini kaybetmek işlerine gelmediği için bu bahanenin arkasına sığınabiliyorlar diye düşünüyorum. Bazen de kadınlar erkeklerin bu konudaki acemilik dönemlerine katlanamadığı için ‘kendim yapayım daha iyi’ diyebiliyor, ama bence uzuun yıllar çile çekmektense bu geçici öğrenme dönemine katlanmaya değer. Sonuçta herkes her konuda bir dönem acemi oluyor. Bu mantıkla kimse bir şey öğrenemezdi.

Bu yazıyı okurken, ev işlerine eşit katılmayan pek çok erkek rahatsız olacak muhtemelen. Bu çok normal, çünkü rahatımızı bozacak gerçekleri kabul etmek istemiyoruz. Bu sadece bu konuda da geçerli değil, dünyada büyük sosyal değişimlerin zor olmasının arkasında yatan sebeplerden biri sanırım. Bazı haklar biraz zorluk olmadan kazanılmıyor, o yüzden zor da olsa kadınların bu konuda haklarını savunmaya devam etmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Beni daha da şaşırtan, bazı kadınların da bu eşitsizliği savunması. Bazen alıştığımız düzen ideal olmaktan çok uzak olsa da, bu düzeni sorgulamak da cesaret isteyen ve insanın rahatını bozabilen bir şey. Ondan buna imkanı olmayan kadınların bu konuya karşı çıkması da doğal bir savunma mekanizması. Ayrıca insan bazen kendisi de aynı grubun içinde olsa da bulunduğu gruptaki diğer insanlara karşı ötekileştirici olabiliyor. Dolayısıyla kadınlara karşı önyargılı kadın, siyahilere karşı önyargılı siyahi gibi örnekler mümkün ve düşündüğümüzden daha fazla. Sonuçta hepimiz aynı toplumda yaşıyoruz ve gördüklerimizden ister istemez etkileniyoruz.

Hepimizin bilinçaltında çok da kontrolümüzde olmayan belli önyargılar var ve bunların sonucu cinsiyet, ırk, din, dış görünüş gibi özelliklerden ötürü birbirimize ötekileştirme ve daha tanımadan yargılama eğiliminde oluyoruz. Ancak önemli olan bunları fark etmek ve bunlara teslim olmamaya çalışmak. Bu önyargılarımız var diye birbirimizi suçlamak yerine anlamaya çalışıp bunları nasıl yeneriz diye düşünmek bana daha işlevsel geliyor.

Genellikle toplumumuzda anneler oğullarını ‘Paşa’ olarak yetiştirip pek ev işi yaptırmadıkları ve öğretmedikleri, ama kız evlatlarını tam tersi bir yaklaşımla, ‘Hadi abine/babana bir çay koy’ diye erkeğe hizmet etme mantığı ile büyüttükleri için, kadınlar zaten genellikle bu rolleri farkında bile olmadan yüklenmiş olarak büyüyor. Evdekiler iyi örnek olsa bile olay bununla da bitmiyor. Cinsiyet eşitsizliği o kadar her yerde ki, etkilenmemek elde değil.

Şu görüşü de duyuyorum bazen ‘Her yerde de kadınlar haklı çıkmasın’. Bunu diyen insan muhtemelen kadınların çilesinden biraz bihaber diye düşünüyorum. Belki kendi hayatında ya da çevresinde durumlar çok farklı olabilir. Geçenlerde bununla ilgili bir söz paylaşmıştım, ‘Ayrıcalıklar, o ayrıcalığa sahip olan kişiye görünmezdir’. Dolayısıyla erkekler erkekliklerinin kendilerine verdiği ayrıcalıklı hakların ve rahatlığın farkında olmayabiliyor. Örneğin toplumda geldikleri yerin tamamen kendi öz başarıları olduğunu ve erkek oldukları için kendilerine denk seviyedeki kadınların önüne geçmiş olabilecekleri akıllarına bile gelmeyebiliyor. Bu sadece son aşamada kayırma şeklinde de değil, doğduğumuz andan itibaren maruz kaldığımız sayısız cinsiyetçi davranışın sonucu gelişen bir eşitsizlik oluyor. Ve erkekler genellikle kadınların maruz bırakıldıkları cinsiyetçi davranışları fark etmeyebiliyorlar. Bu nedenle bu konuda empatiyi artırmak için kadınların kendilerini ifade etmesi önemli. Eğer erkekler cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyorsa onlar da kendini ifade etsin, onların da bakış açısını duyalım. Ben sonuçta kadın olduğum için doğal olarak kadın bakış açısını bilebiliyorum ve onu anlatıyorum. Ayrıca eğer kadın erkek eşitliği gerçekten olabilseydi bunları bu kadar konuşmak ihtiyacı içinde olmazdık. Bir derdimiz var ki konuşuyoruz :)

Bir de konu açılmışken şuna da değinmek isterim, yapılması gereken şey ev işlerinde ‘isteyince az bir şey yardım etmek ve bunun için övgü beklemek’ de değil. Olayın planlaması, düşünmesi, sorumluluğu, takibinin de adil bir şekilde dağılması ve bunun yardım etmekten çok payına düşen görevi yapması şeklinde olması gerekiyor. Bu konuyu sanatın da aracılığıyla çok güzel ifade eden bir çizim var, ‘The Mental Load by Emma’. Linki burada: https://english.emmaclit.com/2017/05/20/you-shouldve-asked/

Az önceki cümlede özellikle adil kelimesini kullandım, çünkü şunun da farkındayım: Adalet her şeyin tam olarak eşit paylaşılması demek değil. Örneğin bir tarafın geçici ya da kronik bir hastalığı, rahatsızlığı varsa, fiziksel dayanıklılık isteyen bazı işleri daha sağlıklı olan yapabilir. Ya da bazı insan bazı ev işlerini daha çok sevip o işi daha çok yapmayı tercih edebilir (kimi yemek yapmayı daha çok sever, kimi ev süpürmeyi gibi). Ayrıca örneğin eşlerden birinin geçici ya da kalıcı bir yoğunluğu olabilir, biri herhangi bir sebepten çalışmıyor olabilir, o nedenle bir taraf daha fazla ev işleri yapmayı tercih edebilir vs. Ama bunu kendi tercihiyle yapmasıyla zorunda hissederek yapma, yapmasının beklenmesi ve yapmayınca suçlu hissettirilmesi arasında büyük fark var. Bir de totale bakınca bir adalet olması meselesi var. Erkeğin işe gittiği/para kazandığı için başka hiçbir şeye el sürmeyip, mesai dışında sürekli oturması ve eşinin hiç oturmayıp durmadan koşturması ve bütün ev işlerini yüklenmesi adil değil. Dahası toplumumuzda ne yazık ki, ev işlerini eşit paylaşmanın ayıplanması şeklinde bir anlayış da olabiliyor. Yani çiftin kendi içinde bunu halletmesiyle de toplumsal baskılar bitmiyor. Belki de pek çok erkeği bu konuda geri tutan şeylerden biri de bu toplumsal baskılar.

Şunu da araya sıkıştırayım, bu işlerin çoğunu genelde kimse çok sevmez, adı üstünde iş, hele her gün yapılması zorunlu olunca sevilse de bıkılabiliyor, ama iki taraf da sevmeyince kadına kalmasının adil olmadığı nettir sanırım.

Şu da erkekler tarafından kullanılan yaygın bir yöntem: ‘Ben sana yap demiyorum ki sen de yapma, ev pis/dağınık olsun ne olacak, yemeği de hazır yeriz’. Bu çok yardımcı olmuyor :) Sonuçta mecburen ev temizlenecek veya sürekli hazır yemek mümkün değil vs. Dolayısıyla bu daha çok kaytarma yöntemi gibi geliyor bana :)

Umarım bu konuda empatiyi artırmada az da olsa faydası olmuştur. Bu yazının hiçbir etkide bulunmayacağı insanlar da olduğunun farkındayım. Nasıl ki bazı koyu ırkçı insanlara ne kadar bazı şeyler anlatılsa da görüşleri değişmeyebiliyor, cinsiyetçilik konusunda da yıllarca konuşulsa fikri değişmeyecek çok sayıda insan olduğuna eminim, onlara da yapacak pek bir şey yok, bu konuda sağduyu dilemekten başka.

Bu konu çok derin ve benim de aslında söylemek istediğim daha çok şey var ama daha da uzun yazarsam kimse okumayacak diye korkuyorum, ondan burada keseyim şimdilik.

Not:

Her şeyin fanatikliğine biraz mesafeliyim. Ancak bazı konularda gelişme olması için ezilen tarafın yanında olup onların hakkını savunmak tek yol olabiliyor. Öte yandan, fanatiklik bazen kutuplaşmayı artırabildiği için diyalogun ve karşılıklı birbirini anlamanın önüne geçebiliyor. Ben biraz daha orta yolcu bir insanım, benim fikir ayrılığı (conflict) çözme yöntemim de bu :) Kimisi daha agresif şekilde savunabilir, belki ona da ihtiyaç var, ama bu yorucu bir yol ve herkes kaldıramaz. Herkesin kişilik yapısıyla ve tercihleri ile de alakalı biraz, o yüzden herkes istediği seviyede ve şekilde savunsun :)

Buraya kadar okumaya sabredenlere teşekkürler 🤗