Doğum günü

Doğum günü
18 Ekim 2020 · 4 dakikalık okuma

Bi yaşıma daha girdim! Doğum günümü buralardan duyurmak pek adetim değildir ama bugünü, bu konuda ne zamandır düşündüklerimi söyleme vesilesi olarak kullanmak istedim. Eskiden doğum günlerimde pek çok insan gibi, yaygın kültürün de etkisiyle sevdiklerimin beni mutlu etmelerini beklemeye daha yatkındım. Öncelikle gurbetin, sonrasında da sanırım biraz da büyümenin etkisiyle bu yavaş yavaş, kendimi mutlu etme günüme doğru evrilmeye başladı ve iyi ki de böyle oldu. Sevdiklerimle görüşmek, sevdiğim, genelde doğa içinde bir yere gitmek, güzelce uykumu almak, kendime daha şefkatli ve iyi davranmak, kendime hediye almak, (pandemi olmasaydı) sevdiğim bir restorana gitmek ya da sevdiğim bir yemek yemek (yapacak kimse yoksa kendim de yapabilirim) gibi şeyler. Mümkünse en azından doğum günüme yakın 1-2 gün işten izin de almaya çalışıyorum. Bu sene bir adet daha geliştirdim ve sürdürmeye çalışacağım. Kaç yaşına giriyorsam o kadar miktarda, kendimi takdir ettiğim, bir o kadar da şükrettiğim şeyleri listelemek. Bu zaten terapilerde de çok önerilen bir aktivitedir. Bunun için doğum gününüzü beklemenize gerek yok, 1-2 aylığına da olsa her gün 3’er madde yapılırsa beyin yavaş yavaş bunlara odaklanmayı öğrenmeye başlıyor. Hem öz şefkatimizi, hem de hayattan mutluluğumuzu artırmak için çok faydalı yöntemler. Bir deneyin kendiniz de görün derim :) Sanırım doğum gününü güzel kılan en önemli aktivitelerden biri olan sevdiklerimizle geçirme pandemide çok mümkün olmasa da neyse ki teknoloji var ve yine de gördüğünüz gibi doğum gününü/haftasını güzel geçirmenin pek çok yolu var.

Kendini mutlu etme becerisi aslında sadece doğum gününde değil, daima olması gereken bir bakış açısı, ama nedense sanki daha aşağı görülebiliyor. Biz kendimizi mutlu edemiyorsak, kendimizi sevmeye, ilgiye, iyi bakıma layık görmüyorsak, başkalarının bizi mutlu etmesi çok zor. Üstelik mutluluğumuzun, kontrol etmemiz bu kadar zor olan dış faktörlere bağlı olması da çok mantıklı gelmiyor. Sevilmek, sevdiklerimizin bize sevgisini göstermesi elbette güzel şeyler, ama öncelikle dünya bizim etrafımızda dönmüyor, dolayısıyla sürekli birilerinin bize süper sürprizli, muhteşem hediyeli doğum günleri hazırlamasını beklemek biraz bencilce geliyor ve başkalarına da gereksiz baskı yaratıyor. Dahası artık insanların doğum günümü hatırlamasına yönelik beklentimi de düşürünce ilişkilerde gereksiz gerginlik olmamış oluyor. Doğrusu ben de her zaman herkesin doğum gününü hatırlamakta çok iyi olmadığım için benden de bu baskıyı kaldırmış oluyor :) Bir de ben doğdum ve bir yaş aldım diye neden başkalarının beni kutlaması ve şımartması gerekiyor bunu çok anlamıyorum doğrusu. O yüzden, bi yıl daha hayata sarılmaya, elimden geldiğince iyi şeyler yaparak yaşamaya çalıştığım için kendi kendimi tebrik etme bana daha mantıklı geliyor.

Bir de bizim kültürümüzdeki doğum gününe yüklenen anlam ve kutlama biçimleri ile İngiltere’dekini karşılaştırmak istiyorum. Bizde bilirsiniz, çok sevdiğim bir söz olan ‘İyi ki doğdun’ ile o kişinin hayatta olmasına bir şükür ifadesi belirtilir ya da ‘Mutlu yıllar’ denilerek, en azından o senelik, genellikle de ömürlük iyi dilek ve dualar edilir. Ayrıca benim gözlemlerime göre doğum gününün kendisine çok aşırı önem verilmez. O aralar bi kutlama yapılsa yeter ve doğum günü olduğu için yıllık izin alan çok az insan görmüşümdür Türkiye’de (elbette istisnalar olabilir). Bir de bi yaştan sonra doğum günlerine verilen önem azalır genelde. İngiltere’de ise doğum gününün kendisine çok aşırı bir önem ve anlam yüklenmiş durumda. Kutlama cümleleri de bunu yansıtıyor. ‘Happy Birthday’, yani ‘mutlu bir doğum günü’ dilenir, ve kutlamalar hep ‘Çok güzel bir gün geçir’ tarzında olur. İngilizlerden, uzun vadeli bir doğum günü dileği hiç duymadım. Dahası İngilizler genellikle doğum günüyle beraber bir kaç gün yıllık izin alıp ya bir yere seyahate giderler ya da kendileri için özel bir plan yaparlar ve kendilerini mutlu etmeyi çok iyi bilirler. Ve bunu kaç yaşında olurlarsa olsun yaparlar. Belki de benim bu konudaki görüşlerimi ve alışkanlıklarımı değiştiren faktörlerden biri de buradaki farkı görmek olmuştur. Bence iki kutlama yönteminin de iyi ve kötü yönleri var. Benim özellikle dikkatimi çeken şu, doğum gününün kendisinin çok iyi geçmesine yönelik beklenti ve baskı artınca, olur da o gün kafamızdaki ideal gün gibi geçmezse bu gereksiz bir üzüntü, hatta iyi geçse bile öncesinde bu beklentinin gerginlik yaratabiliyor. Zira mutluluk genelde gerçekler ile hayaller arasındaki farkla orantılı. Gerçekler hayallerimizin çok altında kalınca da bunun adı malum hayal kırıklığı olabiliyor. Hatta biraz üzücü bir konu olacak ama maalesef ki psikiyatri hastalarımızda çok sık gördüğümüz bir durum, doğum gününde ya da bu kültürde önemli olan Noel gibi diğer önemli günleri yalnız, istediği gibi geçiremeyince ruh sağlıklarının kötüleşmesi ve acil servislere başvuruları artabiliyor.

Kültürlerimiz arasında bu farkın nereden geldiği ile ilgili birkaç teorim var ama aklına başka açıklamalar da gelen varsa duymak isterim, güzel bir beyin fırtınası fırsatı :) Öncelikle bizim kültürümüzde gününü gün etme, anı yaşamaya verilen önem daha az, daha çok toplamda ömrün iyi geçmesine daha odaklıyız. Bir de belki hayat şartlarından ötürü insanların kendilerine ayıracakları, güzel geçirecekleri bir gün fırsatı bulmaları daha zor olabilir. İngiltere’de herkesin fazla fazla yıllık izni olmasının da, özellikle doğum günlerinde yıllık izni alma konusunda yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Doğum günümü de, en sevdiğim aktivitelerden biri olan yazma fırsatına çevirebildiğime mutluyum :) Özellikle de benim gibi sonbahar çocuğu olup doğum günü bu aralar olanların doğum günlerini kutlarım ve kendine iyi bakma ve kendini şımartma günü olarak geçirmeye çalışmanızı dilerim. Mutluluğunuzu başkalarına bağlamayın :)