Cahil Cesareti - Dunning Kruger Etkisi

Cahil Cesareti - Dunning Kruger Etkisi
14 Aralık 2020 · 4 dakikalık okuma

Dilimizde ‘cahil cesareti’ olarak geçen kavramın bilimsel bir karşılığı olduğunu biliyor muydunuz? Buna Dunning - Kruger etkisi deniyor. Grafikte de görüldüğü gibi, bir konuda az bilgi sahibi olmak, bazen insanların o konuda bilinmesi gereken her şeyi bildiği yanılgısını oluşturabiliyor ve o alanda yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu göremiyorlar.

Bu az çok hepimizin hem kendimizde hem başkalarında gözlemlediği, fark ettiği bir durum, bu konuda da pek çok özlü söz var, ama yine de bu konunun bilimsel olarak da ispatlanmış olması ve böyle grafikte görmek benim için daha aydınlatıcı oldu. Sebebi de çok anlaşılır bir şey, zira çok az bilince o alanda ne kadar bilgi olduğunu fark etmiyorsunuz, ama içine girdikçe ne kadar azını bildiğinizi fark ediyorsunuz.

Her gün hepimiz sayısız bu tarz yanılgıya, diğer bir deyişle ‘bilişsel önyargı’ya (cognitive bias) yenik düşüyoruz. Hatta bunların farkında olmak da her zaman bu yanılgılara düşmemize engel olmuyor, çünkü beynimizin algılama kapasitesi bir yere kadar, ve her şeyi ideal bir şekilde işleyemiyor, zira işlemeye çalışsa sistem çökerdi.

Malumunuz pandemide bu cahil cesareti meselesine daha da çok tanık olduk ve bu hepimizi yer yer etkiledi. Komplo teorilerinin, bilgi kirliliğinin sonu gelmiyor, şimdi de aşılarla ilgili pek çok bu tarz bilgi dönüyor. Ancak Dunning Kruger etkisi nedeniyle, bu konuda yetkinlikten çok uzak olan insanlar sürekli konuşup yanlış bilgileri yayarken, daha yetkin olan insanlar konuşmaktan çekiniyor. Örneğin ben bir hekim olsam da, bir immunolog, halk sağlığı uzmanı, enfeksiyon hastalıkları gibi bu konulara daha hakim bir hekim olmadığım için pandeminin başından beri bu konularda yetki alanım dışında bir yorum yapmaktan kaçınmaya çalışıyorum.

En gönül rahatlığıyla söyleyebileceğim şeylerden biri, bir konunun güvenilir uzmanları ve kurumlarını dinlemeyi önermek. Daha önce de bahsetmiştim, kültürümüzde ‘işi ehline bırakmak’ diye bir kavram var, ama uygulamaya çok geçirilmiyor ne yazık ki. Her konuda kendi araştırmamızı kendimiz yapamayız, çünkü yetkin değiliz, daha o bilgiyi nasıl değerlendireceğimizi bile bilmiyoruz ve dahası neyi bilmediğimiz bile bilmiyoruz. Ancak güvenilir kurum ve kişileri seçmek de az bilen bir insan için zor olduğu için çözülmesi zor bir probleme giriyoruz.

Bilgiye bu kadar kolay ulaşılabilen bir çağda haliyle yanlış bilgiye ulaşmak ve yaymak da çok kolay olduğu için maalesef bilgi devrinden cehalet ve bilgi kirliliğine geçtik ve bu nasıl düzelir bilmiyorum, ama en azından kişisel düzeyde, emin olmadığımız bilgiyi yaymamaya çalışabiliriz. Ayrıca bu yanlış bilgileri sırf sansasyonel diye, çıkar için paylaşan insanlardan, onlara bu gücü veren ilgimizi çekebiliriz. Kimse bu tarz hesapları takip etmese, paylaştıkları ile etkileşime geçmese, ellerinde pek bir güç de kalmıyor.

Bu senenin en ses getiren belgesellerinden biri olan, izlemeyenin ve hakkında yorum yapmayanın kalmadığı ‘The Social Dilemma’dan da öğrendiğimiz gibi, yanlış bilgiler doğru bilgilerin 6 katı hızla yayılıyor. Bu gerçekten çok üzücü ve ilk başta şok edici gibi gelse de, Dunning Kruger’i de göz önüne alınca anlaması zor değil. Yanlış bilgileri yayanlar zaten bu konuda az bildikleri için daha cesaretli oluyolar, daha kolay inanıyorlar ve bu nedenle de daha bir tutkuyla, daha fazla kişiyle paylaşıyorlar. Ayrıca genelde yanlış bilgiler, komplo teorileri vs fantazi ürünü olduğu için daha ilginç ve ilgi çekici oluyor. Zira genellikle hayatta olmasına alışık olduğumuz şeyler artık bizi o kadar heycanlandırmıyor, sıkıcı geliyor. Adamın köpeği ısırmasının daha fazla haber değeri olması gibi. Zaten her zaman duyduğumuz, doğru olan bilgiler sıradan geliyor, magazinsel olmuyor. Sosyal medya algoritmaları da bu insanların karşısına bu tarz bilgileri daha çok çıkardıkça bir kısır döngüne giriliyor. Bir de bunun üstüne, daha çok like, takipçi ‘kasmak’ kavramları da eklenince, artık sadece gazeteciler, televizyoncular değil, çok daha fazla kişi, daha çok reyting yapan bilgileri paylaşmaya daha eğilimli. Belki zamanında gazetecileri, televizyoncuları, magazincileri bunu yapmakla suçlayan, eleştirenler dahil. Çoğunluğun beğenisi, bir ürünün, bilginin kalitesi ile çoğu zaman doğru orantılı değil. Amacı para kazanmak, meşhur olmak, çok oy toplamak ve bunun için ‘her yol mübah’ şeklinde bir değer yargı sistemine sahip olanlar belki amaçlarına ulaşıyor, ama değiyor mu o tartışılır. Ahlaki değerler de ortadan kalkınca, bu sosyal medya algoritmalarının bizi daha çok belalara sürükleyeceği aşikar. Allah hepimizi bu konuda şeytana uymaktan korusun :)