Benim Değildi Ki

Benim Değildi Ki
28 Mart 2020 · 5 dakikalık okuma

Herhangi bir borç ödemiş iseniz, sanki bir kayıp yaşıyormuş hissini eminim yaşamışsınızdır. Ancak geçenlerde şunu farkettim, borcu öderken üzülmenin sebebi, sanki bize ait olan bir şeyden verdiğimizi düşünmekten kaynaklanıyor, halbuki sadece başka birine ait olan bir emaneti geri veriyoruz. Sonra biraz daha düşündüm, aslında ‘bizim’ dediğimiz, bize ait olduğunu sandığımız, başarı, sağlık, güzellik, mutluluk, aile, sevdiklerimiz, ev, iş, hayat, dünya ve hayatla ilgili hiçbir şey, aslında tam olarak ‘bizim’ değil.

Bu dünyaya gelmeyi ve hangi koşullarda geldiğimizi kendi başarımız sonucu elde etmedik, var olan sağlığımızı korumakta belli bir yetki ve sorumluluğumuz olmakla birlikte, organlarımızı, elimizi, kolumuzu kendi çabamızla kazanmadık, keza başka ‘tek başıma kendim’ elde ettim sandığımız çoğu şeyde muhtemelen katkımız çok minimaldi. Dolayısıyla bu sahip olduklarımıza bir şey olunca, kaybedince, ‘aslında hiç benim değildi ki’ diye düşünmek beni rahatlatıyor biraz olsun. Belki birilerini daha rahatlatır diye bu düşüncemi paylaşmak istedim. Bunların hepsini bize verilen emanetler ve araçlar olarak görüyorum.

Elde ne varsa onları iyi bir şekilde korumak ve kullanmak için belli bir sorumluluğumuz var ama, bize ne verileceğini kontrol etme, seçme şansımız pek o kadar yok. Bu nimetlerin başına sorumluluğumuz dışında bir şey geldiğinde de, suçlu hissetmemiz çok mantıklı değil, zira adı üstünde sorumluluğumuz dışı. Ama bazen neyin bizim yetki ve sorumluluğumuz alanına girdiğini belirlemek zor oluyor. Örneğin hasta olunca çoğu zaman hemen kendimizi suçlamaya gidiyoruz. Nerede yanlış yaptım, neyi farklı yapabilirdim, keşke böyle yapsaydım vs… Ancak bu konuda da şunu hatırlamak lazım, ‘şimdiki aklımız’ o zaman yokken aldığımız kararlar belki o zamanki akılla alınabilecek en doğru kararlar idi, ya da o zaman o kadarını yapabiliyorduk. Neden o zaman ‘şimdiki aklımız’ yoktu diye debelenmeye gerek yok, zira hayatta tüm öğrenme süreçleri bu şekilde gelişiyor. Baştan tüm bilgiler yüklü gelmiyoruz ve bu çok normal, ve herkese oluyor…

Hastalıkları, başımıza gelenleri tamamen kontrol edebileceğimiz yanılgısının bir yönü de, kendimizce her tür tedbiri almış, çok dikkatli olmuşken tahmin edilmeyen olumsuz bir sonuç geldiğinde ortaya çıkıyor. ‘Ben çok sağlığıma dikkat ettim, nasıl o hastalığa yakalanırım’ , ‘Hırsız alarmımız da vardı, her türlü tedbiri de aldık, nasıl oldu da hırsız girdi’,‘Sınava çok iyi hazırlanmıştım, nasıl oldu da kötü aldım’ gibi… Biz elimizden gelen tedbiri aldıktan sonra olan sonuç artık bizim sorumluluğumuzdan çıkıyor. Ki bu elinden gelen tedbir meselesini de takıntıya çevirmemek önemli, elimizden gelenin tanımı kişiden kişiye değişebiliyor ama, en ufak ihtimalli şeyleri bile çılgınca hesaplayıp gereksiz yere kat kat ekstra tedbir almaya çalışırsak, enerji, zaman ve beyin gücü gibi kaynaklarımızı her zaman en mantıklı ve verimli kullanmış olmayız. Yani sonuç olarak iyi bir şey yapıyor, garantici oluyor sanarken başka yerlerden kaybedebiliriz. Ayrıca elimizden ne kadar geleceğini etkileyen de birçok kontrolümüz dışı faktör var. Hep aynı seviyede olmuyor. Her şeyden önce her zaman tam kapasitemizi veremiyoruz. Yorgunluk, yoğunluk, başka sıkıntılar etkiliyor. Plan dışı olaylar gelişebiliyor vs.

Özetle, sahip olduğumuzu sandığımız şeyler bence aslında zaten tam olarak bizim değil, kontrol edebileceğimizi sandığımız çoğu şeyi de aslında pek kontrol edemiyoruz. 🤷🏻‍♀️ Ama bunları bile bile üzülmeye devam ediyor muyuz, maalesef evet. 😬🤷🏻‍♀️ Ama nasıl ki pratikle egzersizle kaslarımız gelişiyor, öğreniyor, yeni bir dil, yeni bir beceri öğrenebiliyoruz, zihnimizi de daha mantıklı düşünmek üzerine eğitebiliriz. Tam yerleşip uygulamaya geçirene kadar tekrar tekrar hatırlamak gerekiyor, bir süre sonra umarım farkında bile olmadan otomatik bir şekilde mantıklı şekilde düşünmek mümkün olur hepimiz için.

Sahip olduğumuzu, ‘bizim’ olduğunu sandığımız ama sahip olmak için pek bir çabamız olmayan, doğduğumuz yer, zaman, aile, koşullar, yaş, akıl, güzellik, sağlık vs vs gibi nimetlerin kendimizden ötürü olmadığını hatırlamanın bir önemi de, kendimizi bunlardan ötürü üstün görmenin ve sahip olmayanları küçümsemenin saçmalığını hatırlamayı sağlaması. Biletini bile kendimizin almadığı, bir şekilde önümüze çıkan piyango biletine büyük ikramiye çıkması gibi bir durum. Bu hak etmediğimiz halde böbürlenme durumu hem bize hem başkalarına epey zararlı sonuçlar doğurabiliyor. Ayrıca, bu kontrolümüz dışı sahip olduklarımızı fazlaca sahiplenip bağlanınca, bunların kaybını yaşadığımızda elimizde dayanacak bir şey kalmıyor. Ayrıca kimse bütün bu alanların hepsinde birden, kafamızdaki standartlardaki ‘EN İYİ’ seviyesine sahip olmadığı için yetersizlik, mutsuzluk peşimizi bırakmıyor.

Dünyanın kuruluş biçimi gereği sonuç odaklı düşünmeyi öğreniyoruz, ama kontrolümüzün dışı birçok faktörden etkilenen bir şey üzerinden tüm dünyanın ve başarının tanımlanması bana hayli adaletsiz ve saçma geliyor. Ama işte dünya 🤷🏻‍♀️ Benim hayat görüşüme göre, olunan/gelinen seviyeye odaklanmak yerine, verilen koşulları nasıl değerlendirdiğimiz, çabamız, niyetimiz ve süreç en önemlisi. İnsanların bizi nasıl değerlendirdiğini tamamen göz ardı etmek zor olsa da, bir açıdan bakınca, genelde kendi kafamızdaki başarı tanımı davranışlarımızı, hayatımızı planlamada en önemli şey oluyor. Dolayısıyla bizim bu olaya nasıl baktığımız da önemli. Tabi gelişmeye çalışmak, ve hangi yöntemin çalışıp çalışmadığını değerlendirebilmek için sonuçları değerlendirmek önemli ama, sonuç her zaman her şey değil. Yani ‘Hatice’ye değil neticeye bak’ bence çok mantıklı bir hayat görüşü değil. Netice tamamen önemsiz olmamakla birlikte, kontrolümüz daha çok süreç üzerine olduğu için bence sürece (yani Hatice’ye? :) bakalım :)

Sadece sonuç odaklı düşünmenin bir zararı da, bazen aslında yanlış yoldan gittiğimiz halde, pek açıklayamadığımız ve çok farkında olmadığımız faktörler sonucu bir şekilde doğru sonuç çıkınca, yöntemin çalıştığını sanma oluyor. Ya da doğru yoldan gidip yine bambaşka faktörlerden ötürü bir şekilde yanlış sonuç çıkınca da, o yöntemi çöpe atma oluyor. İşte bu nedenle tek örnekten genelleme yapmak yerine bilimsel bakış açısıyla mümkün olduğunca çok veri toplayıp genele bakmak gerekiyor.

Kısacası, sahip olduklarımızı sürekli karşılaştırmayı bırakıp kendi önümüzdekileri nasıl daha iyi kullanabileceğimize, eldeki verilerle nasıl mümkün olan en iyi hayatı kurabileceğimize odaklansak, çabamıza rağmen sonuç istediğimiz gibi olmazsa da kendimizi suçlamak ve dövünmek yerine, elimizden gelen kadarını yapmaya odaklanıp gerisini bırakabilsek sanki daha iyi olmaz mı? ❤️🤗